islami sohbet
03-02-10
03-02-10
02-02-10
14-01-10
Ateistler, kendi aralarında âyetlerde çelişki aramışlar. Bazı âyetlerin çelişkili olduğunu iddia ediyorlar. Ateist postuna bürünen misyoner diyor ki:
Sual: İnsanın yaratılışı, Kur’anda çamurdan, topraktan, sudan falan denilerek on çeşit farklı ifade vardır. Bunlar çelişki değil mi? İşte âyetler:
1- Döllenmiş Yumurta
O, insanı alekadan yarattı. (Alak 2) [Aleka’yı, embriyo, döllenmiş yumurta veya kan pıhtısı olarak tercüme edenler oluyor.]
2- Nutfeden
O insan, [rahme] akıtılan meninin içinden bir nutfe [sperm] değil miydi? (Kıyamet 37)
Rahimlere atılan meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa biz mi? (Vakıa 58-59)
O, insanı bir damla nutfeden [spermden] yarattı. (Nahl 4)
Biz insanı katışık bir nutfeden [sperm ile ovumun birleşmesinden] yarattık. (İnsan 2)
3- Sudan
Her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? (Enbiya 30)
Allah, her dabbeyi [her hayvanı, her canlıyı] sudan yarattı. (Nur 45)
Sudan bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyete dönüştüren Odur. (Furkan 54)
4- Topraktan
Allah nezdinde İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona ol dedi ve oluverdi. (Al-i İmran 59)
Sizi topraktan yaratması, Onun [varlığının] delillerindendir. (Rum 20)
O sizi yerden [topraktan] yarattı. Ve sizi o yerde yaşattı. (Hud 61)
Sizi yerden [toprakta] yarattık; yine sizi o yere [toprağa] döndüreceğiz. (Taha 55)
5- Balçıktan
Biz insanı, kuru çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattık. (Hicr 26)
O sizi çamurdan yarattı. (Enam 2)
Biz insanı süzme çamurdan yarattık. (Müminun 12)
O, insanı, pişmiş [tuğla gibi] bir balçıktan yarattı. (Rahman 14)
6- Toprak ve Meni
Allah sizi topraktan, sonra meniden yarattı. (Fatır 1)
Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan Odur.
Sonra onun zürriyetini, değersiz, hakir bir sudan [meniden, spermden] üretti. (Secde 7,8)
7- Topraktan, nutfeden, alekadan
Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şüpheniz varsa, [bilin ki] biz, sizi topraktan, sonra nutfeden [spermden] sonra alekadan [embriyodan] sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yarattık. (Hac 5)
Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alekadan [embriyodan] yarattı. (Mümin 67)
Allah sizi topraktan, sonra nutfeden [spermden] yarattı. (Fatır 11)
8- Aşamalardan geçerek
Sizi merhalelerden [aşamalardan] geçirerek O yarattı. (Nuh 14)
9- Tek nefisten
O, sizi bir tek nefisten [Âdem’den] yarattı. (Enam 98, Zümer 6)
Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. (Hücurat 13)
10- Yoktan yarattı
İnsan düşünmez mi ki, o hiçbir şey değil iken biz onu yoktan yarattık. (Meryem 67)
CEVAP
Ateist bunları meallere bakarak yazmış. Halbuki bu ilim işidir. Arapça’nın inceliklerini ve tefsir ilmini bilmek ve Resulullah efendimizin bu âyetleri nasıl açıkladığına vakıf olmak gerekir. Her zaman yazıyoruz, meallerden din öğrenilmez. Tıp kitabı okumakla doktor olup ameliyat yapılmaz. Anayasa kitabını okuyan hukukçu olamaz, Anayasayı da anlayamaz. Yüzme bilmeyen birinin eline bir tahta verip okyanusun ortasına bırakarak, tarif edildiği gibi sen burada yüzmeyi öğren denmez. Mealden dinin hükümleri öğrenilmez.
Türkçe’de olduğu gibi her dilde deyimler vardır. Manası ile söylenen farklı olur. Mesela bir kimseye gözümden düştün veya gözüme girdin denilse, göz ile hiç alakası olmadığını Türkçe bilen herkes bilir. Birine gözüme girdin, seni çok sevdim, yanımda çok itibarın var, seni takdir ediyorum dense, bunlar birbirinden farklı şeyler değildir. Farklı kelimeler kullanmakla başka şeyler söylenmiş olmuyor.
Şimdi maddeler halinde açıklayalım:
1- Bu âyette, insanın alekadan yaratıldığı bildiriliyor. Aleka = Embriyo, erkekten gelen sperm [meni] ve dişiden gelen ovumun [yumurtanın] birleşmesiyle, yani döllenme ile oluşan organize yapıdır. Embriyo zamanla cenin ve çocuk oluyor.
2- Burada, insanın spermden meydana geldiği söyleniyor. Herkes bilir ki başlangıç olarak elbette çocuk spermden meydana geliyor. İnsan suresinin ikinci âyetinde ise, biraz daha açıklamalıdır. Katışık nutfe deniyor. Yani erkekten gelen spermin ve kadından gelen ovumun birleşmesiyle meydana geliyor deniyor. Bunun çelişki neresindedir?
3- Her canlının sudan yaratıldığı bildiriliyor. Sperm de içi hücre dolu bir sudur. Yine insanın meniden geldiği bildiriliyor.
4- Burada ilk insanı yani Âdem aleyhisselamı topraktan yarattığı bildiriliyor. Sonraki insanların oluşumu ile bunun ne ilgisi vardır ki çelişki olsun.
5- Bu maddede de, insanın çamurdan yaratıldığı bildiriliyor. Çamur, sulandırılmış toprak demektir. Hadis-i şerifte açıklandığına göre, Allahü teâlâ dünyanın her yerinden alınan toprağın çamur haline getirilmesini emrediyor, bu çamur iyice yoğruluyor. Bu çamurdan bir insan heykeli meydana getiriliyor. Güneşte kalarak pişmiş tuğla gibi oluyor. Sonra, Allahü teâlâ bu heykele can veriyor ve Âdem aleyhisselam meydana geliyor. İlk insanın topraktan veya çamurdan yaratıldı denmesinde bir çelişki yoktur.
6- Burada ilk insanın topraktan, çamurdan meydana geldiğini, sonrakilerin ise, meni vasıtası ile ürediği bildiriliyor. Diğerleri ile çelişkili bir durum yoktur.
7- Burada ise öteki âyetlerin bir nevi açıklaması yapılıyor. İnsan önce topraktan, meydana geldi. Sonraki insanlar da sperm vasıtası ile çoğaldı. Sperm de kadında meni ile aleka halini, sonra cenin halini aldığı bildiriliyor. Yani çocuğun meydana geldiği devreler anlatılıyor. Burada da hiç çelişki yok.
8- Bu âyette de yedinci maddedeki durum açıklanıyor. İnsanın belli devreler, aşamalar halinde meydana geldiği açıklanıyor.
9- Burada da, bütün insanların tek kişiden Hazret-i Âdem’den geldiği bildiriliyor. İkinci âyette de, Hazret-i Havva validemizle Hazret-i Âdem’den geldiği bildiriliyor. Bu ikisi farklı bir şey değildir.
10- Bu son maddede ise, ortada hiçbir şey yokken, ilk insan topraktan, sonrakiler de meni vasıtası ile yaratılmış oluyor. Bu on maddenin hiç biri, diğeriyle çelişkili değildir.
Netice:
1- Allahü teâlâ her şeyi yoktan yarattı. Yani Onun yaratmasından sonra var oldular.
2- Hazret-i Âdemi topraktan yarattı. Ondan Havva validemizi yarattı.
3- Bu ikisinden diğer insanları [sperm, ovum vasıtasıyla] yarattı.
4- Bunları ve yaratmasındaki aşamaları âyetlerinde bildirdi.
Aslında âyetlerde çelişki olmadığını ateist kılığına giren misyonerler de pek iyi biliyorlar. Maksatları, çamur at izi kalır düşüncesiyle müslümanların zihinlerini karıştırmaya çalışıyorlar. Fen bilgisini iyi bilen, müslüman bunların tuzağına düşmez.
06-01-10
Basi RAHMET ortasi MERHAMET sonu ise CEHENNEM’den AZAD olan Mübarek
Ramazan ayinin hayrlara vesile olmasini dilerim….
Yagmur yüklü bulutlar gibi gelerek bizleri Bereketiyle donatan Ramazan ayiniz Mübarek olsun…
Cenab-i Hakk’in kapisina ulastirmayacak yollara sapmaktan korumaya vesile olan mübarek Ramazan ayini tebrik ederim.
”Baslangiclar sonuclarin tecelli yeridir”… Rahmet ile baslayan Ramazan ayinin Kurtulus ile Tecelli bulmasi temennilerimle…
Ramazan ayi sana bir mustu, kalbine teselli, ruhunu karanlik ruhlarin baskisindan kurtarmaya vesile olsun…
Ramazan ayi ; kalbini O’nun yoluna koymaya… Ellerini O’nun dergahina acmaya… Ruhunu doyurmaya… Kalbinin gercek vuslati bulmasina vesile olsun…
”Ahh özlemim O’na ki; O beni görür ama ben O’nu göremem” arzusu ile O’na yaklastiran Mübarek Ramazan ayiniz hayirlara vesile olsun…
”Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün..” Tahrim/8 Tevbelerin geri cevrilmedigi Rahmet ve Magfiret yüklü Ramazan ayinizi tebrik eder hayirlara vesile olmasini dilerim….
Bembeyaz yagan bir karin, ne yasanmissa yasansin, gecmisin tüm hatalarini örtügü gibi Ramazan ayinin da senin tüm hatalarini örterek hayirli yeni bir gelecek umud dolu yeni bir baslangica vesile olmasini dilerim ….
Gün batar usul usul…Kararir Gece… Yeniden dogar hersey….” Her sey bitti” dedigin bir anda Mübarek Ramazan ayinin Gönlünde Huzur kokulu bir Gül kök salmasina vesile olmasi temennilerimle….
Dostluklarin sevgi ile beslendigi bu Mübarek Ramazan ayinda gönlünün sevgi ile dolup tasmasini dilerim…
Mübarek Ramazan Ayi Kalbini O’nun yoluna koymayi Ellerini daim O’nun dergahina acmaya vesile olsun..
Mübarek Ramazan Ayi Kalbine önce bulut olsun yagmak icin… Sonra yagmur olsun ilahi sevgiyi yesertmek icin…
Mübarek Ramazan Ayi “O vermek istemeseydi ISTEMEK vermezdi” gercegi dogrultusunda Ruhunda olusan hayr Dua isteginin kabulune vesile olsun….
Mübarek Ramazan Ayi ; sana Vücudunun sihhat ve selameti olan “az yemege”…. Ruhunun sihhat ve selameti olan ”günahsiz olmaya”….. dininin sihhat ve selameti olan “Peygamber Efendimizin güzel ahlakina sahip olmaya” vesile olsun….
Mübarek Ramazan Ayina has RAHMET BEREKET VE MAGFIRET ile hemhal olman dileklerimle….
21-12-09
CENNETİN SIFATI
5061 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Allah Teâla hazretleri ferman etti ki: “Ben Azimu’ş-Şân, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım.” Ebu Hureyre ilaveten dedi ki:
“Dilerseniz şu ayet-i kerimeyi okuyun. (Mealen): “Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için göz aydınlığı olacak ne mükâfaatların saklandığını kimse bilemez” (Secde 17).
Buhari, Bed’ü’l-Halk 8, Tefsir, Secde 1, Tevhid 35; Müslim, Cennet 2, (2824); Tirmizi, Tefsir, (3195).
5062 - Buhari, bir diğer rivayetinde şu ziyadeyi kaydeder: “Sehl İbnu Sa’d anlatıyor -deyip, hadisin aynısını kaydettikten sonra- der ki: “Muhammed İbnu Ka’b dedi ki: “Onlar Allah için ameli gizli tuttular. Allah da onların sevabını gizli tuttu. Kullar yanına gelince onları nimete boğacak.”
Hadis, bu muhtevada olarak Buhari’de mevcut değildir. Hâkim’in el-Müstedrek’inde mevcuttur (2, 413-414).
5063 - Yine Sa’d İbnu Sa’d radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü dedim, insanlar neden yaratıldı?”
“Sudan!” buyurdular.
“Ya cennet?” dedim, o neden inşa edildi?”
“Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan, toprağı da zâferandır. Ona giren nimete mazhar olur, eziyet görmez, ebediyet kazanır, ölümle karşılaşmaz. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz.”
Aleyhissalâtu vesselâm sözlerine şöyle devam buyurdular: “Üç kişi vardır duaları reddedilmez (mutlaka kabul edilir):
-Âdil imâm (devlet başkanı).
-İftarını yaptığı zaman oruçlu.
-Zulme uğrayanın duası.
Allah, (mazlumun) duasını bulutların fevkine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Allah Teâla Hazretleri:
“İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da, duanı mutlaka kabul edeceğim!” buyurur.”
Tirmizi, Cennet 2, (2528).
5064 - Hz. Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Gümüşten iki cennet vardır. Kapları ve içinde bulunan diğer şeyleri de gümüştendir. Altından iki cennet vardır, kapları ve içlerinde bulunan diğer eşyaları da hep altındandır. Adn cennetinde, cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah’ın veçhindeki rıdâu’l-kibriyadan (büyüklük perdesinden) başka bir şey yoktur.”
Buhari, Tefsir, Rahman 1, 2, Bedu’l-Halk 8, Tevhid 24; Müslim, İman 180, (296); Tirmizi, Cennet 3, (2530).
5065 - Yine aynı kaynaklarda şu rivayet gelmiştir: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennette, mü’min için, içi boş tek bir inciden bir çadır vardır. -Bir rivayette- Genişliği altmış mildir. Her köşesinde bir refikası bulunur, hiçbiri diğerini görmez, mü’min bunların herbirini dolaşır.”
Buhari, Bed’ü’l-Halk 8, Tefsir, Rahman 1, 2, Tevhid 24; Müslim, Cennet 23, (2838); Tirmizi, Cennet 3, (2530).
5066 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennette yüz derece vardır. Her iki derece arasında yüz yıl(lık yürüme mesafesi) vardır.”
Tirmizi, Cennet 4, (2531).
5067 - Ubâde İbnu’s-Sâmit radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. Allah’tan cennet istediğiniz vakit Firdevs’i isteyin.”
Tirmizi, Cennet 4, (2533).
5068 - Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennette yüz derece vardır. Bütün alemler bunlardan birinin içinde toplansalar, hepsini de kuşatır, istiab eder.”
Tirmizi, Cennet 4, (2534).
5069 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennette bir ağaç vardır ki, binekli bir kimse yüz yıl gölgesinde yürüse onu katedemez. İsterseniz şu ayeti okuyun: (Mealen) “Daimi gölgededirler, çağlayıp duran su başlarındadırlar” (Vâkı’a 30-31).
Tirmizi, Tefsir, Vakıa, (3289), Cennet 1, (2525).
5070 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi, altından olmasın.”
Tirmizi, Cennet 1, (2527).
5071 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennette, yay kadar bir yer, güneşin üzerine doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır.”
Buhari, Bed’ü’l-Halk 8, Tefsir, Vakı’a 1; Müslim, Cennet 6, (2826); Tirmizi, Cennet 1, (2525).
Tirmizi, Hz. Enes’ten şu ziyadede bulunmuştur: “Sizden birinizin yayı kadar veya kamçısı kadar cennetteki bir yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinden bir kadın, arz ehline görünecek olsa, dünya ve içindekileri aydınlatır, arzla semâ arasını güzel koku ile doldururdu, onun başörtüsü dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.”
5072 - Sa’d İbnu Ebi Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Cennette olan şeyden bir tırnağın azalttığı miktar, semavat ve dünya arasında dört ciheti de tezyin etmiş olarak görünürdü. Eğer cennet ehlinden bir adam dünya ehline zuhûr etse ve bilezikleri görünse o(nun şavkı) güneşin ziyasını bastırırdı, tıpkı güneşin, yıldızların ziyasını bastırması gibi.”
Tirmizi, Cennet 7, (2541).
5073 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkarıldım. Orada dört nehir gördüm: İki nehir zâhirdi, iki nehir de bâtın. Zâhir olan iki nehir Nil ve Fırat nehirleriydi. Bâtın olanlar da cennetin iki nehri idi.”
Buhari, Eşribe 12; Müslim, İman 264, (164).
5074 - Hz. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a: “Cennette at var mı?” diye sordu. Aleyhissalatu vesselam da:
“Allah Teâla Hazretleri seni cennete koyduğu takdirde, kızıl yâkuttan bir at üzerinde orada dolaşmak isteyecek olsan, o seni istediğin her yere uçuracaktır” buyurdular. Bunun üzerine diğer biri de:
“Cennette deve var mı?” diye sordu. Ama buna Aleyhissalatu vesselam öncekine söylediği gibi söylemedi. Şöyle buyurdular:
“Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır.”
Tirmizi, Cennet 11, (2546).
5075 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennette siyah gözlülerin (hurilerin) toplanma yerleri vardır. Orada, benzerini mahlukâtın hiç işitmediği güzel bir sesle şarkı okurlar ve şöyle söylerler:
“Bizler ebedileriz, hiç ölmeyiz!
Bizler nimetlere mazharız, fakr bilmeyiz!
Rabbimizden razıyız, mükedder olmayız!
Kendisinin olduğumuz beylerimize ne mutlu!”
Tirmizi, Cennet 24, (2567).
5076 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennet ehlinin bir çarşısı vardır. Her cuma oraya gelirler. Derken kuzey rüzgârı eser, elbiselerini ve yüzlerini okşar. Bunun tesiriyle hüsün ve cemalleri artar. Böylece ailelerine, daha da güzelleşmiş olarak dönerler. Hanımları:
“Vallahi, bizden ayrıldıktan sonra sizin cemal ve güzelliğiniz artmış!” derler. Erkekler de:
“Sizler de, Allah’a kasem olsun, bizden sonra çok daha güzelleşmişsiniz!” derler.”
Müslim, Cennet 13, (2833).
5077 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Cennette bir çarşı vardır. Ancak orada ne alış, ne de satış vardır. Sadece erkek ve kadın sûretleri vardır. Erkek bunlardan bir suret arzu ederse o sûrete girer.”
Tirmizi, Cennet 15, (2553).
CEHENNEMİN EVSAFI
5078 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Yaktığınız ateş var ya, bu, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!” buyurmuştu. (Yanındakiler):
“Zaten bu ateş, vallahi (âsileri cezalandırmaya ahirette) yeterliydi” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Cehennem ateşi öbürüne altmışdokuz kat üstün kılındı. Her bir kat’ın harareti, bunun mislindedir.”
Buhari, Bed’ü’l-Halk 10; Müslim, Cennet 29, (2843); Muvatta, Cehennem 1, (2, 994); Tirmizi,
Cehennem 7, (2592).
5079 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cehennem ateşi bin yıl yakıldı. Öyle ki kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı, öyle ki beyazlaştı. Sonra bin yıl daha yakıldı. Şimdi o siyah ve karanlıktır.”
Tirmizi, Cehennem 8, (2594); Muvatta, Cehennem 2, (2, 994). Metin Tirmizi’ye aittir.
5080 - Ebu Saidi’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cehennemi kuşatan surun dört (ayrı) duvarı vardır. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yürüme mesafesi kadardır.”
Tirmizi, Cehennem 4, (2587).
5081 - Hasan Basri rahimehullah anlatıyor: “Utbe İbnu Gazvân radıyallahu anh, Basra’da minberde (hutbe esnasında) dedi ki:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize şöyle buyurmuşlardı: “Cehennemin kıyısından büyük bir taş bırakıldı. Bu taş yetmiş yıl aşağı doğru düştü de henüz dibe ulaşmadı.”
(Utbe İbnu Gazvân, devamla) der ki: “Hz. Ömer radıyallahu anh: “Ateşi çok zikredip hatırlayın. Zira onun harareti pek şiddetlidir; derinliği çok fazladır, çengelleri demirdendir” buyurdu.”
Tirmizi, Cehennem 2, (2578).
5082 - Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Veyl, cehennemde bir vadidir. Kâfir orada, kırk yıl batar da dibine ulaşamaz.”
Tirmizi, Tefsir, Enbiya, (3164).
5083 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Eğer zakkûmdan, dünyaya tek damla damlatılacak olsa, bu dünya ehlinin yiyeceklerini ifsad ederdi. Öyleyse, yiyecek ve içeceği zakkum olan cehennemliğin hali ne olur (anlayın)!”
irmizi, Cehennem 4, (2588).
5084 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cehennem, Rabbine şikayet ederek: “Ey Rabbim! Bir parçam diğer bir parçamı yemektedir” dedi. bununn üzerine, Allah Teâla hazretleri ona, iki nefes almaya izin verdi: Bir nefes kışta, bir nefes de yazda. (Yazdaki nefesi) sizin rastladığınız en şiddetli sıcaktır. (Kıştaki nefesi de) sizin rastladığınız en şiddetli (soğuk olan) zemherirdir.”
Buhari, Bed’ü’l-Halk 10; Müslim, Mesacid 185, (617); Tirmizi, Cehennem 9, (2595).
5085 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kıyamet günü, ateşten bir parça, boyun şeklinde uzanır. Bunun, gören iki gözü, işiten iki kulağı, konuşan bir dili vardır. Der ki: “Ben üç takım (insanı cezalandırmak) için vazifelendirildim: Allah’la birlikte bir başka ilaha dua eden kimse, bile bile zulmeden cebbâr, tasvirciler.”
Tirmizi, Cehennem 1, (2577).
5086 - İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kıyamet günü cehennem, yetmişbin yuları olduğu halde getirilir. Her yularında, onu çeken yetmişbin melek vardır.”
Müslim, Cennet 29, (2842); Tirmizi, Cehennem 1, (2576).
5087 - Mücahid anlatıyor: “İbnu Abbâs radıyallahu anhüma bana: “Cehennemin genişliği ne kadardır, biliyor musun?” diye sordu. Ben: “Hayır!” deyince: “Doğru, Allah’a yemin olsun, bilemezsin!” dedi ve ilave etti: “Bana Hz. Aişe radıyallahu anha dedi ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ‘a:
“Kıyamet günü Arz toptan O’nun bir kabzasıdır (tam tasarrufundadır). Gökler de O’nun sağ eliyle dürülmüşlerdir” (Zümer 67) âyetinden sormuş ve:
“Bu sırada insanlar nerede olurlar (ey Allah’ın Resûlü)” demiştim. Aleyhissalatu vesselam: “Cehennem köprüsünde!” cevabını verdi.”
Tirmizi, Tefsir, Zümer, (3242).
CENNET VE CEHENNEMİN MÜŞTEREK YÖNLERİ
5088 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Allah Teâla Hazretleri cenneti yarattığı zaman Cibril aleyhisselâm’a:
“Git ona bir bak!” buyurdular. O da gidip cennete baktı ve: “(Ey Rabbim!) Senin izzetine yemin olsun, onu işitip de ona girmeyen kalmayacak, herkes ona girecek!” dedi. (Allah Teâla Hazretleri) cennetin etrafını mekruhlarla çevirdi. Sonra: “Hele git ona bir daha bak!” buyurdu. Cebrail gidip ona bir daha baktı. Sonra da:
“Korkarım, ona hiç kimse girmeyecek!” dedi. Cehennemi yaratınca, Cebrail’e:
“Git, bir de şuna bak!” buyurdu. O da gidip ona baktı ve:
“İzzetine yemin olsun, işitenlerden kimse ona girmeyecektir!” dedi. Allah Teâla hazretleri de onun etrafını şehvetlerle kuşattı. Sonra da:
“Git ona bir kere daha bak!” dedi. O da gidip ona baktı. Döndüğü zaman:
“İzzetine yemin olsun, tek kişi kalmayıp herkesin ona gireceğinden korkuyorum!” dedi.”
Ebu Davud, Sünnet 25, (4744); Tirmizi, Cennet 21, (2563); Nesai, Eyman 3, (7, 3).
5089 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennetin etrafı mekârihle (nefsin hoşlanmadığı şeylerle) sarılmıştır. Cehennemin etraf ı da şehevi (nefsin arzuladığı, cazip) şeylerle sarılmıştır.”
Sahiheyn’de, Ebu Hureyre’den bu rivayet aynen gelmiştir. Ancak iki yerde “huffet” (=sarılmış) kelimesine bedel “hucibet” (=örtülmüş) kelimesi kullanılmıştır.
5090 - Yine Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cehennem, içerisine âsiler atıldıkça: “Daha var mı?” demekten geri durmaz. Bu hal, Rabbu’l-İzze’nin cehennemin üzerine ayağını koyup, iki yakasını dürüp birleştirmesine kadar devam eder. İşte o zaman cehennem:
“Yeter, yeter. İzzet ve keremine yemin olsun yeter!” der. Cennette fazlalık devam eder. Allah, ona mahsus yeni bir halk yaratır ve bunları cennetin fazla kısmına yerleştirir.”
Buhari, Tefsir, Kaf 1, Eyman 12, Tevhid 7; Müslim, Cennet 37, (2848); Tirmizi, Tefsir, Kâf, (3268).
CENNETLİKLER
5091 - Sehl İbnu Sa’d radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennet ehli, gurfelerde kalanları seyrederler, tıpkı gökteki yıldızları seyretmeniz gibi.”
Buhari, Rikak 51; Müslim, Cennet 10, (2830).
5092 - Ebu Sa’id radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennet ehli gurfelerde kalanları (ehl-i guraf) görürler. Tıpkı, ufukta doğudan batıya giden inci gibi parlak yıldızları gördüğünüz gibi. Aralarındaki fazilet farkı, (gurfe ehlini) böyle yukarıda gösterir.”
Bunun üzerine Ashâb: “Ey Allah’ın Resûlü! Bu söylediğiniz, peygamberlerin makamı olmalı, başkaları oraya ulaşamamalı!” dedi. Ancak Aleyhissalatu vesselâm:
“Hayır! Ruhumu kudret elinde tutan Zât’a yemin olsun! Gurfelerde kalanlar (peygamberler değiller), Allah’a inanıp peygamberleri tasdik eden kimselerdir!” buyurdular.”
Buhari, Bed’u’l-Halk 8; Müslim, Cennet 11, (2831).
5093 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennete ilk girecek zümre, dolunay gecesindeki ay suretindedir. Onu takip eden zümre, parlaklık yönüyle gökteki en büyük yıldız gibidir. Cennetlikler bevletmezler, büyük abdest de bozmazlar, tükürmezler, sümkürmezler de. Tarakları altındandır, terleri misktir. Buhurdanları öd ağacından, zevceleri kara gözlü hurilerden olacak. Onlar ataları Âdem’in yaratılışı üzere, altmış zirâ boyunda tek bir adam suretinde olacaklar.”
Buhari, Bed’ü’l-Halk 8, Enbiya 1; Müslim, Cennet 15, (2834); Tirmizi, Cennet 7, (2540).
5094 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm : “Cennet ehli cennette yerler ve içerler. ancak tükürmezler, küçük ve büyük abdest bozmazlar, sümkürmezler de!” buyurmuştu. Ashab:
“Peki yedikleri ne olur?” diye sordular. Aleyhissalatu vesselam:
“Geğirmek ve misk sızıntısı gibi ter! Onlara tıpkı nefes ilham olunduğu gibi tesbih ve tahmid ilham olunur.”
Müslim, Cennet 18, (3835); Ebu Davud, Sünnet 23, (4741).
5095 - Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Bir kimse cennetlik olarak ölünce, büyük veya küçük, yaşı ne olursa olsun, otuz yaşında bir kimse olarak cennete girer ve artık bu yaş ebediyyen değişmez. Cehennemlikler için de durum böyledir.”
Tirmizi, Cennet 23, (2565).
5096 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennet ehlinin vücudu kılsız, yüzü sakalsız, gözleri sürmelidir, gençlikleri zail olmaz, elbiseleri eskimez.”
Tirmizi, Cennet 8, (2542).
Tirmizi’nin bir rivayetinde şu ziyade var: “Cennetliklerin başlarında taçlar vardır. Taçtaki tek bir inci, meşrık ile mağrib arasını aydınlatır.”
5097 - Ebu Rezin el-Ukayli radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennet ehlinin çocuğu olmaz, (orada doğum yoktur).”
Tirmizi, Cennet 23, (2566).
5098 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Mü’mine cennette şu şu kadar (kadınla) cima gücü verilir!” buyurmuşlardı. Kendisine:
“Ey Allah’ın Resûlü! Buna tâkat getirilebilir mi?” diye soruldu.
“Yüz (kişinin) gücü verilir! (Böyle olunca takat getirir!)” buyurdular.”
Tirmizi, Cennet 6, (2539).
5099 - el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kıyamet günü arz, tek bir çörek olacak. Cebbâr (olan Allah Teâla hazretleri), onu, cennetliklere azık olarak elinde çevirecektir, tıpkı sizin sefer sırasında çöreğinizi çevirdiğiniz gibi!” Bu sırada bir yahudi gelerek:
“Ey Ebu’l-Kâsım! Rahman (olan Allah) seni mübarek kılsın! Kıyamet günü cennet ehlinin (iştah açıcı) ikramı ne olacak haber vereyim mi?” dedi. Efendimiz:
“Söyle bakalım!” buyurdular. Adam, tıpkı Aleyhissalâtu vesselâm’ın söylediği gibi:
“Arz, tek bir çörek olur!” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize baktılar. Sonra azı dişleri görününceye kadar tebessüm buyurdular ve:
“Peki cennet ehlinin katıklarını sana haber vereyim mi?” dediler. Adam: “Buyurun!” dedi. Aleyhissalatu vesselam:
“Bâlâm ve nûn!” buyurdular. Adam:
“Bu nedir?” dedi. Aleyhissalatu vesselam:
“Öküz ve balıktır. Bunların ciğerlerinin kenarından yetmişbin kişi yer” buyurdular.”
Buhari, Rikak 44; Müslim, Münafikûn 30, (2792).
5100 - el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennet ehlinden derecesi en düşük olanın seksenbin hizmetçisi, yetmişiki zevcesi vardır. Onun için inciden, zebercedden ve yakuttan bir çadır kurulur. Bu çadır, Câbiye’den San’a’ya kadar uzanan bir büyüklüktedir.”
Tirmizi, Cennet 23, (2565).
5101 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennet ehlinin mertebece en düşük olanı o kimsedir ki: Bahçelerine, zevcelerine, nimetlerine, hizmetçilerine, koltuklarına bakar. Bunlar bin yıllık yürüme mesafesini doldururlar.
Cennetliklerin Allah nezdinde en kıymetli olanları ise, vech-i ilahiye sabah ve akşam nazar ederler.”
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm sonra şu ayeti okudu. (Meâlen): “Yüzler vardır, o gün ter ü tâzedir, Rablerini görecektir” (Kıyamet 22-23).
Tirmizi, Cennet 17, (2556), Tefsir, Kıyamet (3327).
5102 - Mugire İbnu Şu’be radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Hz. Musa aleyhisselâm Rabbine sordu:
“Derece itibariyle cennet ehlinin en düşüğü nasıldır?” Rab Teâla buyurdu: “O, cennet ehli cennete dahil edildikten sonra gelecek olan bir adamdır ki kendisine:
“Cennete gir!” denilir. Adam:
“Ey Rabbim nasıl gireyim. Herkes yerlerine yerleşti, mekanlarını tuttu!” der. Ona şöyle denilir:
“Sana dünya meliklerinden birinin mülkü kadar mülk verilmesine razı mısın?”
“Rabbim, razıyım!” der. Rab Teâla:
“Sana bu verilmiştir. Onun misli, onun misli, onun misli, onun misli de.”
Adam beşincide:
“Ey Rabbim razı oldum (yeter!)” der. Rab Teâla:
“Bu sana verildi, on misli daha verildi. Ayrıca gönlün her ne isterse, gözün neden zevk alırsa, sana hep verilmiştir!” buyurur. Adam:
“Rabbim razı oldum(yeter!)” der. (Hz. Musa sormaya devam eder):
“Ya derecesi en üstün olan (nasıldır)?”
“İşte irade ettiklerim bunlardı. Onların keramet fidanlarını kendi elimle diktim ve üzerlerine mühür vurdum. Onlara hazırladığımı, ne bir göz görmüş ne bir kulak işitmiştir, hiçbir beşer kalbine de hutur etmemiştir.”
Müslim, İman 312, (189); Tirmizi, Tefsir, Secde, (3196).
5103 - Ebu Sa’id el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri cennet ehline;
“Ey cennet ahalisi!” diye seslenir. Onlar:
“Ey Rabbimiz, buyur! Ebrine âmâdeyiz! Hayır senin elindedir!” derler. Rab Teâla:
“Razı oldunuz mu? diye sorar. Onlar:
“Ey Rabbimiz! Razı olmamak ne haddimize! Sen bize mahlûkatından bir başkasına vermediğin nimetler verdin!” derler. Rab Teâla:
“Ben sizlere bundan daha fazlasını vereyim mi?” der. Onlar:
“Bu verdiklerinden daha üstün ne olabilir?” derler. Rab Teâla:
“Size rızamı helal kıldım. Artık, size ebediyen gadab etmeyeceğim!” buyururlar.”
Buhari, Rikâk 51, Tevhid 38; Müslim, Cennet 9, (2829); Tirmizi, Cennet 18, (2558).
5104 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Bana cennete giren ilk üç kişi arzedildi. Bunlardan biri şehid, biri iffetli olan (ve azla yetinerek) iffetini koruyan, biri de Allah’a ibadetini güzel yapan ve efendilerine hayırhah olan bir köle idi.”
Tirmizi, Fezâilu’l-Cihad 13, (1642).
5105 - Harise İbnu Vehb radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Size cennet ehlini haber vereyim mi?” buyurdular. Ashab:
“Evet ey Allah’ın Resûlü” dedi. Aleyhissalatu vesselâm:
“Her bir biçare addedilen zayıf kimsedir. Bu kimse, bir hususta Allah’a yemin etse, Allah onun dilediğini yerine getirirek tebrie eder ve hânis kılmaz” buyurdu ve tekrar sordu:
“Size cehennem ehlini haber vereyim mi? Bunlar kaba, cimri ve kibirli kimselerdir.”
Buhari, Tefsir, Nûn 1, Edeb 61, Eymân 9; Müslim, Cennet 46, (2853); Tirmizi, Cehennem 13, (2608).
5106 - Ebu Davud’da Harise radıyallahu anh’tan gelen bir rivayette, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuştur:
“Cennete ne zengin cimri, ne de kaba merhametsiz girer.”
Ebu Davud, Edeb 8, (4801).
CEHENNEMLİKLER
5107 - Nu’mân İbnu Beşir radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cehennemliklerin azab cihetiyle en hafif olanı, ayağında ateşten bir nalın ve nalın bağı olan kimsedir ki, ayağındakiler sebebiyle, tıpkı tencerenin kaynaması gibi, başında dimağı kaynar. Öyle tahammülfersa bir azam duyar ki, azabca insanların en hafifi olduğu halde, kendinden şiddetli azab çeken olmadığını zanneder.”
Buhari, Rikâk 8; Müslim, İman 363, (213); Tirmizi, Cehennem 12, (2607).
5108 - Semüre İbnu Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“(Cehennemlikler derece derecedir.) Bir kısmı vardır, ateş onları topuğuna kadar yakalar, bir kısmı vardır, dizlerine kadar yakalar, bir kısmı vardır kemere kadar yakalar, bir kısmı vardır köprücük kemiğine kadar yakalar.”
Müslim, Cennet 33, (2845).
5109 - Ebu’d-Derda radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cehennem ehline açlık musallat edilir. Bu, içinde bulundukları azaba eşit dereceye ulaşır. Açlığa karşı yardım talep ederler. Onlara besleyici olmayan ve açlığı gidermeyen darî’ (denen dikenli bir ot) verilir. Tekrar yiyecek isterler, bu sefer de boğazda tıkanıp kalan bir yiyecekle imdat edilir. (Bu da boğazlarında takılır kalır, ne ileri geçer, ne de geri gelir.) Derken, dünyada iken, bu durumda, bir içecekle takılan lokmaları kaydırdıklarını hatırlarlar ve bir içecek talep ederler. Kendilerine demir kancalar bulunan kaplarda kaynar sular verilir. Bu kaplar, yüzlerine yaklaştırılınca, yüzlerini dağlayıp atar. Su karınlarına girince, içerilerini param parça eder. Bu sefer de:
“Cehennemin bekçilerini çağırın, ola ki azabımızı biraz hafifletir!” derler. Onları çağırırlar. Onlar gelince:
“Size peygamberleriniz bu halleri açıklayan haberleri getirmemiş miydi?” derler. Onlar:
“Evet getirmişti (ama dinlemedik)” derler. Bunun üzerine, bekçiler:
“Siz isteyin durun! Kâfirlerin istekleri (burada) boşadır!” derler” (Gâfir 50). Cehennemlikler bekçilerden ümidi kesince:
“(Cehenneme müvekkel melek) Mâlik’i çağırın!” derler. (Mâlik gelince):
“Ey Mâlik, (söyle de) Rabbin bizim hakkımızda ölüme hükmetsin!” derler. Mâlik de onlara:
“Hayır! (Siz burada canlı olarak ebedi) kalıcılarsınız!” diye cevap verecek” (Zuhruf 77).
(Hadisin ravilerinden) A’meş rahimehullah der ki: “Bana bildirildi ki, cehennemliklerin Mâlik’e yalvarmaları ile Mâlik’in onlara verdiği cevap arasında bin yıllak zaman geçecektir. Cehennemlikler, bu sefer aralarında:
“Rabbinize dua edin, sizin için O’ndan daha hayırlı kimse yok!” diyecekler ve elbirlik şöyle yakaracaklar:
“Ey Rabbimiz, bedbahtlığımız bize galebe çalmıştı, biz gerçekten sapıtmış kimselerdik. Ey Rabbimiz bizi bundan çıkar. Eğer (yine) küfre dönersek artık hiç şüphesiz ki zâlimlerden oluruz” (Mü’minûn 106-107). Rab Teâl, onlara: “Cehennemin içine yıkılıp gidin! Bana bir şey söylemeyin!” diyecek” (Mü’minûn 108).
Resûlullah devamla dedi ki: “Bu cevap üzerine, cehennem ehli her çeşit hayırdan ümidlerini keserler; hıçkırmaya, nedâmet etmeye, dövünüp yırtınmaya başlarlar.”
Tirmizi, Cehennem 5, (2589).
5110 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cehennemliklerin tepelerine kaynar su dökülür. Bu su, vücudlarının içine nüfuz eder, öyle ki karınlarına kadar ulaşır; içlerinde ne var ne yok, söker atar ve ayaklarını delip geçer. Bu hâdise “Bununla karınlarının içinde ne varsa hepsi ve derileri eritilecektir” (Hacc 20) ayetinde zikri geçen eritme (es-Sahru) hâdisesidir. Sonra (eriyen cesedleri) eski haline iade edilir.”
Tirmizi, Cehennem 4, (2585).
5111 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kâfirin cehennemdeki bir azı dişi Uhud dağı kadardır. Derisinin kalınlığı da üç gecelik yol mesafesidir.”
Müslim, Cennet 44, (2851); Tirmizi, Cehennem 3, (2580, 2581, 2582).
5112 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kâfir, bir iki fersah uzunluğundaki dilini Kıyamet günü yerde sürür, (Mevkıf’te) insanlar onun üzerine basarlar.”
Tirmizi, Cehennem 3, (2583).
5113 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kıyamet günü ilk çağrılacak olan, Hz. Âdem’dir. Hak Teâla Hazretleri:
“Ey Âdem!” der. Hz. Âdem:
“Buyur ey Rabbim, emrindeyim!” der. Rabb Teâla:
“Zürriyyetinden cehenneme girecekleri ayır!” emreder. Âdem:
“Ey Rabbim ne miktarını ayırayım?” diye sorar. Rabb Teâla:
“Her yüzden doksandokuzunu!” ferman buyurur.”
(Ashab bu esnada atılıp): “Ey Allah’ın Resûlü! Bizden geriye ne kaldı?” derler. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Benim ümmetim, diğer ümmetler yanında siyah öküzün başındaki beyaz tüy gibi (az)dır!” buyurdular.”
Buhari, Rikak 45.
5114 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Hz. İbrahim aleyhisselâm, Kıyamet günü, babası Azer’i (yüzü) üzerinde bir siyahlık ve toz toprak olduğu halde görür. Babasına:
“Ben sana dünyada iken, “Bana, âsi olma!” demedim mi?” der. Babası ona:
“İşte bugün ben artık sana âsi olmayacağım!” der. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselâm:
“Ey Rabbim! Sen yeniden diriltilme gününde beni rüsvay etmeyeceğini vaadetmiştin. Rahmetten uzak babamın halinden daha rüsvay edici başka ne var?” diye yakarır. Allah Teâla Hazretleri:
“Ben cenneti kâfirlere haram kıldım!” cevabında bulunur. Sonra şöyle nida edilir:
“Ey İbrahim, ayaklarının altında ne var, biliyor musun?” İbrahim yere bakar ve kana bulanmış bir sırtlan görür. Derhal ayaklarından tutulup ateşe atılır. (İşte bu, İbrahim’in babasıdır, o çirkin surete sokulmuştur).”
Buhari, Enbiya 8, Tefsir, Şu’arâ 1.
CENNETLİKLERİN VE CEHENNEMLİKLERİN MÜŞTEREKEN ZİKREDİLDİĞİ HADİSLER
5115 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennet ve cehennem, aralarında (ihtilaf ederek Allah nezdinde) dâvâ açtılar. Cehennem:
“Ben, mütekebbirler (dünyada büyüklük taslayanlar) ve mütecebbirler (zorbalık yapanlar) için tercih edildim!” diye övündü. Cennet de:
“(Ey Rabbim!) Bana niçin sadece zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) girer?” dedi. Allah Teâla Hazretleri önce cennete hitap etti:
“Sen benim rahmetimsin. Kullarımdan dilediklerime rahmetimi seninle ulaştıracağım!” Sonra da cehenneme hitap etti:
“Sen de benim azabımsın. Kullarımdan dilediğimi seninle azablandıracağım!” (Her ikisine yönelerek):
“İkiniz(in de vazifesi var! İkiniz de) dolacaksınız!” buyurdu. Ancak cehennem, bir türlü dolmak bilmedi. Allah Teâla da ayağını üzerine bastı. Derken cehennem:
“Yeter! Yeter!” diye inledi. Bu suretle dolmuş olan cehennemin ağzı birbirine kavuştu. Allah mahlûkatından hiçbir ferde asla zulmetmez.
Cennete gelince, Allah onu yeni mahlûkat yaratarak onu dolduracaktır.”
Buhari, Tefsir, Kâf 1, Tevhid 25; Müslim, Cennet 35, (2846); Tirmizi, Cennet 22, (2564).
5116 - Ebu Sa’id radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Hakkıyla cehennemlik olan cehennemlikler var ya, onlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Lâkin günahları -yahut hataları denmiştir- sebebiyle ateşe dûçar olan birkısım kimseler vardır ki, ateş onları tamamen öldürür. Yanıp kömür olduktan sonra, kendilerine şefaat edilme izni verilir. Böylece grup grup getirilirler ve cennet nehirlerine dağıtılırlar. Sonra:
“Ey cennet ehli! Bunların üzerlerine su dökün” denilir. Bunlar, sel yatağında biten bir ot gibi yeniden biterler.”
Müslim, İman 306, (185).
5117 - Yine Ebu Sa’id radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Mü’minler cehennemden kurtarılıp, cennetle cehennem arasındaki köprüde bir müddet hapsedilirler. Bu sırada, aralarında dünyada geçmiş olan haksızlıklar kısas edilir. Böylece günahlardan temizlenip paklandıktan sonra cennete girmelerine izin verilir. Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun, onlardan herbiri, cennetteki evini, dünyadaki evinden daha iyi bilir.”
Buhari, Mezalim 1, Rikâk 48.
5118 - İmran İbnu Husayn radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Muhammed aleyhissalâtu vesselâm’ın şefaati ile, birkısım insanlar cehennemden çıkacak, cennete girecektir. Bunlara cehennemlikler denecektir.”
Buhari, Rikak 513, Ebu Davud, Sünnet 23, (4740); Tirmizi, Cehennem 10, (2603).
5119 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cehenneme giren iki kişinin oradaki bağırtıları şiddetlenecek. Allah Teâla Hazretleri: “Çıkarın bunları!” buyuracak. Onlara:
“Niçin bağırıyorsunuz?” diye sorulacak. Onlar:
“Bize merhamet edesin diye böyle yaptık!” diyecekler. Rab Teâla:
“Benim size rahmetim, gidip kendinizi ateşe atmanız şeklindedir!” buyuracak. Onlar gidecekler. Biri kendisini ateşe atacak. Allah da ateşi ona soğuk ve selametli kılacak. Diğeri kalkar fakat kendini ateşe atamaz. Allah Teâla hazretleri:
“Arkadaşının attığı gibi, seni de kendini atmaktan alıkoyan nedir?” diye sorar. Adam:
“Ey Rabbim, beni ondan çıkardıktan sonra oraya bir kere daha göndermeyeceğini ümid ediyorum!” der. Allah Teâla hazretleri:
“Haydi ümidini verdim!” der. İkisi de Allah’ın rahmetiyle cennete sokulurlar.”
Tirmizi, Cehennem 10, (2602).
5120 - İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennete en son giren kimse, bazan yürür, bazan ağlar. Ateş de arada sırada onu yalar geçer. Cehennemi tamamen geçince dönüp ona bir nazar eder ve:
“senden beni kurtaran Allah münezzehdir! Allah Teâla hazretleri, bana evvelin ve ahirinden hiç kimseye vermediği şeyi verdi!” der. Derken ona bir ağaç gösterilir.
“Ya Rabbi! der, beni şu ağaca yaklaştır da altında gölgeleneyim, suyundan içeyim!” Allah Teâla hazretleri:
“Ey âdemoğlu! Dilediğini versem benden başka bir şey istemezsin değil mi?” der. Adam:
“Ey Rabbim, ondan başka bir şey istemeyeceğim!” der ve başka bir şey istemeyeceğine dair söz verir. Rabbi de onun özrünü kabul eder. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Onu ağaca yaklaştırır. Adamcağız, onun gölgesinde gölgelenir, suyundan içer. Sonra adama, evvelkinden daha güzel bir ağaç daha gösterilir. Dayanamayıp:
“Ey Rabbim! Beni şuna yaklaştır, gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, artık senden başka bir şey istemeyeceğim!” der. Allah Teâla:
“Ey âdemoğlu! Bana öncekinden başkasını istememeye söz vermemiş miydin? Ben seni yaklaştıracak olsam başka şeyler isteyeceksin!” der. Adam, başka şey istemeyeceği hususunda söz verir. Rabbi de onu mazur görür. Çünkü o, sabredemeyeceği şeyi görmüştür. Adamı ona yaklaştırır. Adam onun gölgesinde gölgelenir, suyundan içer.
Sonra ona cennetin kapısının yanında bir ağaç yükseltilir. Bu ağaç diğer ikisinden daha güzeldir. Adam yine:
“Ey Rabbim” Beni şuna yaklaştır da gölgesinde gölgeleneyim, suyundan içeyim, senden başka bir şey istemiyorum!” der. Rab Teâla:
“Ey âdemoğlu! Sen ondan başka bir şey istemeyeceğine dair bana söz vermemiş miydin?” der. Adam:
“Evet, Rabbim! Senden başka bir şey istemeyeceğim!” der. Rabbi onu mazur görür. Çünkü o, sabredemeyeceği bir şey görmüştür. Onu bu ağaca yaklaştırır. Adam ona yaklaştırılınca cennet ehlinin seslerini işitir. (Dayanamayıp):
“Ey Rabbim! Beni cennete sok!” der. Rab Teâla:
“Ey âdemoğlu! Beni senden kurtaracak şey nedir! Dünya kadarını ve beraberinde mislini versem razı olur musun!” der. Adam:
“Ey Rabbim! Benimle istihza mı ediyorsun? sen ki âlemlerin Rabbisin!” der.”
İbnu Mes’ûd bu noktada güldü ve: “Niye güldüğümü sormuyor musunuz?” dedi.
“Niye güldün söyle!” dediler.
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da böyle gülmüştü. “Niye güldünüz?” diye soruldu da:
“Rabbülalemin’in, adamın “Sen ki âlemlerin Rabbisin, benimle istihza mı ediyorsun?” demesine gülmesine gülüyorum!” dedi.
Allah Teâla Hazretleri:
“Ben seninle istihza etmiyorum. Lâkin ben, Azimüşşân dilediğimi yapmaya kâdirim!” buyurdular.”
Müslim, İman 310, (187).
RÜ’YETULLAH (ALLAH’IN GÖRÜLMESİ)
5121 - Cerîr İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir dolunay gecesi, aya baktı ve:
“Siz şu ayı gördüğünüz gibi, Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O’nu görmede bir sıkışıklığa düşmeyeceksiniz (herkes rahatça görecek). Artık, güneşin doğma ve batmasından önce hiç bir namaz hususunda size galebe çalınmamasına gücünüz yeterse bunu yapın (namazları vaktinde kılın, vaktini geçirmeyin).”
Cerir der ki: “Resûlullah, sonra şu ayeti okudu: “Rabbini güneşin doğmasından ve batmasından önce hamd ile tesbih et” (Tâ-ha 13).
Buhari, Mevâkitu’s-Salât 6, 26, Tefsir, Kâf 1, Tevhid 24; Müslim, Mesacid 211, (633); Ebu Davud, Sünnet 20, (4729); Tirmizi, Cennet 16, (2554).
5122 - Hz. Süheyb radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennetlikler cennete girince Allah Teâla Hazretleri:
“Bir şey daha istiyorsanız söyleyin, onu da ilaveten vereyim!” buyurur. Cennetlikler:
“Sen bizim yüzlerimizi ak etmedin mi? Sen bizi cennete koymadın mı? Sen bizi cehennemden kurtarmadın mı (daha ne isteyeceğiz?)” derler. Derken perde açılır. Onlara, yüce Rablerine bakmaktan daha sevimli bir şey verilmemiştir.”
Süheyb der ki: “Resûlullah bu sözlerinden sonra şu ayeti tilavet buyurdular. (Mealen): “İyi iş, güzel amel yapanlara daha güzel iyilik bir de ziyade vardır” (Yunus 26).
Müslim, İmam 297, (181); Tirmizi, Cennet 16, (2555).
5123 - Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a: “Sen Rab Teâla’nı hiç gördün mü?” diye sordum.
“Nurdur, ben O’nu nasıl görürüm” buyurdular.”
Müslim, İman 291, (178); Tirmizi, Tefsir, Necm, (3278).
5124 - Mesrûk rahimehullah anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ’ya dedim ki: “Ey anneciğim! Muhammed aleyhissalâtu vesselâm Rabbini gördü mü?” Bu soru üzerine:
“Söylediğin sözden tüylerim ürperdi. Senin üç hatalı sözden haberin yok mu? Kim onları sana söylerse yalan söylemiş olur. Şöyle ki: Kim sana: “Muhammed Rabbini gördü” derse yalan söylemiş olur.
(Hz. Aişe bu noktada, sözüne delil olarak) şu ayeti okudu. (Mealen): “Onu gözler idrak edemez, O ise gözleri idrak eder” (En’âm 103).
Devamla dedi ki: “Kim sana derse ki Muhammed yarın olacak şeyi bilir, yalan söylemiştir. Zira ayet-i kerimede (mealen): “Hiçbir nefis yarın ne kesbedeceğini bilemez” (Lokman 34) buyrulmuştur. Kim sana “Muhammed’in vahiyden birşey gizlediğini söylerse o da yalan söylemiştir. Çünkü ayet-i kerimede (Mealen): “Ey Peygamber! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan Allah’ın risaletini tebliğ etmiş olmazsın” (Maide 67) buyrulmuştur. Lakin Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Cibril’i (suret-i asliyesinde) iki sefer görmüştür.”
Buhari, Tefsir, Maide 7, Bed’ü’l-Halk 6, Tefsir, Necm 1, Tevhid 4; Müslim, İman 287, (177); Tirmizi, Tefsir, En’âm, (3070).
CENNETİN VASFI
7291 - Enes İbnu Malik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Şu dünya ateşiniz var ya! Bu, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür. Eğer o, su ile iki kere söndürülmemiş (harareti giderilmemiş) olsaydı, ondan faydalanamazdınız. Şurası muhakkak ki, bu dünya ateşi, aziz ve celil olan Allah’a, bir daha eski hararetine döndürmemesi için dua eder.”
7292 - Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “(Cehennemde) kafirin vücudu büyür. Öyle ki bir azı dişi Uhud dağından büyük olur. Vücudunun dişinden büyüklüğü, sizden birinin vücudunun dişinden büyüklüğü gibidir.”
7293 - Hâris İbnu Ukayş radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Şurası muhakkak ki, benim ümmetimde öyle şefaati makbul kimseler var ki, birinin şefaatiyle Mudar kabilesinin insanlarından daha çok kimse cennete girecektir. Benim (davetime muhatap olan) ümmetimden öylesi de var ki, vücudu ateş için irileşir ve cehennemin bir köşesini teşkil eder.”
7294 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ağlama, cehennem ahalisi üzerine gönderilir. Bunun üzerine onlar da (ağlamaya başlarlar ve) gözyaşları kuruyuncaya kadar ağlarlar. Sonra (yaş yerine) kan ağlarlar. Öyle ki yüzlerinde kanallar meydana gelir. Eğer bu kanallara gemiler salınsa gemiler yürür.”
7295 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıyamet günü ölüm getirilir. Sırat üzerinde durdurulur ve: “Ey cennet ahalisi!” diye nida edilir. Cennettekiler, (bu çağrı üzerine) içinde bulundukları (o güzel) yerden çıkarılacakları korku ve heyecanıyla bakarlar. Sonra da: “Ey cehennem ahalisi!” diye nida edilir. Onlar da içinde bulundukları (o fena) yerden çıkarılacakları ümid ve sevinciyle bakarlar. (Ölüm gösterilerek) “Bunu tanıyor musunuz?” denilir. (Cennetlikler ve cehennemlikler hepsi bir ağızdan:) “Evet! Bu ölümdür” derler.”
Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdu ki: “Bundan sonra emredilir ve Sırat üzerinde ölüm kesilir. Sonra her iki tarafa birden: “Haydi bulunduğunuz hal üzere ebediyet sizindir, burada artık ölüm yoktur” denilir.”
CENNETİN EVSAFI
7296 - Ebu Sa’îdi’I-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Cennette bir karışlık yer (ebedi olduğu için, fani olan) küre-i arz ve üzerinde bulunanlardan -dünya ve içindekilerden- daha hayırlıdır.”
7297 - Sehl İbnu Sa’d radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Cennette bir kamçılık yer (ebedi olduğu için, fani olan) dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.”
7298 - Üsâme İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm bir gün Ashab-ı Kiramına: “İçinizde cennet için gayret edecek kimse yok mu? Zira cennetin eşi yoktur. Kâ’be’nin Rabbine yemin ederim ki, cennet, parıl parıl parlayan nurları, güzel kokulu üğrünen yeşillikleri, sağlam yüksek köşkleri, devamlı akan nehirleri, çok çeşitli olgun meyveleri, güzel genç zevceleri, pek çok takım elbiseleri ile yüksek, sağlam ve güzel saraylarda saadet ve yüz parlaklığı içinde yaşanan ebedi mekandır” buyurdu. Sahabiler: “Biz zaten onun için gayretteyiz, ey Allah’ın Resulü!” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm: “İnşaallah!” deyiniz” dedi ve sonra cihaddan söz açtı ve ona teşvik etti.”
7299 - Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Allah’ın cennete soktuğu hiç kimse yoktur ki, onu yetmişiki zevce ile evlendirmiş olmasın. Bunlardan ikisi hüru’l-ayn (siyah gözlü), yetmiş tanesi cehennemliklerden kendine düşen mirasıdır. Bu kadınlardan herbiri şehvet çekicidir ve cennetlik her erkeğin şehvet gücü dâimidir.”
Hişam İbnu Halid der ki: “(Hadiste geçen) “Cehennemliklerden kendine düşenmirası” ibaresinden maksad, cehenneme giren erkeklerdir; bunların kadınlarına cennet ehli varis olurlar, tıpkı Firavun’un hanımına varis olunduğu gibi.”
7300 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “(Cennette) sizden herbirinin iki tane menzili vardır: “Bir menzili cennette, bir menzili de cehennemde. Ölünce cehenneme girerse cennet ehli onun menziline varis olur. İşte Allah Teâla hazretlerinin şu sözü bu durumu teyid eder: “İşte onlar varislerin ta kendileridir” (Mü’minün 10).”
19-12-09
Âdem aleyhisselamdan sonra gönderilen peygamber. Âdem aleyhisselamın oğludur. Âdem aleyhisselamın oğullarından Hâbil ile Kâbil arasında çıkan anlaşmazlık netîcesinde Kâbil, Hâbil’i öldürünce, Allahü teâlâ, hazret-i Âdem’e, Hâbil’e karşılık ihsân olarak, yeni bir oğul verdi. Âdem aleyhisselamın bütün çocukları ikiz olarak doğduğu hâlde, Şit aleyhisselam tek doğdu. Şit adı verilen yeni oğlun ismi İbrânice olup, Arapça karşılığı “Allah’ın hîbesi” mânâsınadır. İsmine “Şis” de denilmiştir.
Âdem aleyhisselamın oğullarından Kâbil, Hâbil’i şehit ettikten sonra doğmuş olan Şît aleyhisselam, son peygamber Muhammed aleyhisselamın nûrunu alnında taşıyordu. Bu sebeple Âdem aleyhisselam onu pek fazla seviyordu. Bütün evlâdı üzerine onu reis yaptığı gibi, vefat edeceği sırada da bütün yeryüzünün halîfeliğine onu tâyin etti. Bu hususta vasiyette bulundu. Ayrıca ilâhî sırları bildirip, bütün ilimleri öğretti.
Peygamber efendimizin nûruyla ilgili olarak oğlu Şît aleyhisselama şöyle vasiyyet etti: “Oğlum! Alnında parlayan bu nûr, son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nûrudur. Bu nûru mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyet et.”
Şit, bu vasiyet üzerine sâlihâ bir kızla evlendi. Sonra evlâtlarına da böyle vasiyet ettiler. Onlar da bu vasiyete uyup öylece devâm ettiler.
Âdem aleyhisselamın vefatından sonra, Allahü teâlâ, Şit aleyhisselama peygamberlik verdi. Elli sayfa (forma) küçük kitap indirdi. Bu kitaplarda hikmet ilmi, matematik, sanâyi bilgileri, kimyâ ilmi ve daha birçok şeyler bildirilmişti.
Şit aleyhisselam zamânında insanlar çoğalıp, her tarafa yayıldılar. Onlara Allahü teâlânın emirlerini bildirip îmân etmeye çağırdı.
Şit aleyhisselamın dîninin esasları, Âdem aleyhisselamın bildirdiği dînin esaslarına uygundu. Şit aleyhisselam ekseriyâ Şam’da ikâmet edip, insanlara, Allahü teâlâya îmân etmeyi ve emirlerine uymayı bildirerek tebliğ vazîfesini yaptı. Bin şehir kurup, hudutlarını tespit etti. Şit aleyhisselamın çocukları ve torunları îmâr ettikleri şehirlerde yaşayıp, Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle meşgul oldular. Gâyet huzurlu bir hayat sürdüler. Aralarında düşmanlık buğz ve haset yoktu. Kötülüklerden, haramlardan ve isyândan uzak dururlardı.
Şit aleyhisselam, Şam’dan Yemen tarafına gidip, azgın ve sapık bir hâlde yaşayan Kâbil’in oğullarını Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Fakat bu kavim, Şit aleyhisselamın dâvetini kabul etmeyip, sapıklıklarında ısrâr ettiler. Şit aleyhisselam, onlarla savaş yaptı. Bu savaşta kılıç kullandı. İlk kılıç kullanan odur. Yemendeki bu azgın kavmin bir kısmını kılıçtan geçirdi, bir kısmını da esir aldı. Babası, Âdem aleyhisselamla veya kardeşleriyle Kâbe’yi balçık çamuru kullanarak taştan yaptı.
Son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nûru Şit aleyhisselamdan onun oğlu Enûş’a geçti. Şit aleyhisselam, oğlu Enûş’a, babası Âdem aleyhisselamın, Muhammed aleyhisselamın nûruyla ilgili olarak kendisine yaptığı vasiyeti yaptı ve Enûş’u yeryüzüne halîfe tâyin ederek vefat etti. Ömrünün dokuz yüz on iki veya dokuz yüz elli yâhut da dokuz yüz sene olduğu rivâyet edilmiştir. Peygamberliğininse, iki yüz seksen iki veya iki yüz on iki yâhut da iki yüz kırk iki sene olduğu rivâyet edilmiştir.
Şit aleyhisselamdan sonra, çoğalarak yeryüzüne dağılan insanlar, zamanla doğru yoldan uzaklaşıp, çok azgınlık gösterdiler. Allahü teâlâ onlara İdrîs aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi.
Şit aleyhisselam Âdem aleyhisselamın öteki evlâtlarının hepsinden güzel ve fazîletliydi. Sûret ve sîrette yâni hâl ve yaşayışta tıpkı babasına benzediği için Âdem aleyhisselam onu diğer evlâtlarından çok severdi.
15-12-09
ALLAHÜ TALA YA İMAN
imanın 6 şartından biri allahü tealaya imandır.şöyleki; allahü teala vardır.
onun zatı,bütün kemal sıfatları muttasıf(yani bütün güzelliklere eksiksiz
olarak sahip)bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve uzaktır.
hz.allahın sıfatları,SIFAT-I ZATİYYE ve SIFAT-I SÜBÜTİYYE olmak üzere
iki kısımdır.
hz. allahın sıfat-ı zatiyyesi 6 dır.
1-vücud:var olmak.allahü teala vardır.
2-kıdem:evveli olmamak;ezeli olmak.allahü tealanın evveli yoktur.
3-beka:sonu olmamak;ebedi olmak.allahü tealanın varlığının sonu yoktur.
4-vahdaniyyet:birlik.allahü teala zatında ve sıfatların da tek olup,ortağı yoktur.
5-muhalefetun lilhavadis:sonradan olanlara hiç benzememek.allahü teala
sonradan olan hiç bir şeye benzemez.akla ne gelirse allah(cc)onun gayrıdır.
6-kıyam binefsihi:vucudun da gayra muhtaç olmamak.allahü teala varlığında başka bir şeye muhtaç değildir.herşey o na muhtaçtır.
ALLAHÜ TEALANIN SIFAT-I SÜBÜYİYYESİ 8 DİR
1-hayat:allahü telala diridir ve dirilticidir.
2-ilim:bilgi;allahü teala her şeyi bilir.allahü telala kalplerde gizlenen niyetleri bilir.
3-semi:işitmek;allahü teala her şeyi işitir.
4-basar:görmek;allahü teala her şeyi görür.karanlık gecede kara taşın üstün de kara karıncanın yürüdüğünü görür ve ayağının sesini işitir.
5-iradet:dilemek;allahü teala ne dilerse onu dilediği gibi işler.
6-kudret:gücü yetmek;allahü teala her şeye kadirdir.
7-kelam:konuşmak;kuranı kerim allah kelamıdır.allahü tealanın harf ve sese muhtaç olmadan söylemesi demektir.
8-tekvin:yoktan var etmek meydana getirmek yaratmak.allahü teala bütün mahlukatın yaratıcısıdır.
MELEKLERE İMAN
imanın ikinci şartı meleklere imandır.melekler nurdan yartılmış istedikleri suret ve şekillere girebilen ruhani ve latif varlıklardır.meleklerde erkeklik ve dişilik yoktur.onlar emrolundukları şeylerde allaha isyan etmezler.yorulup usanmazlar.yemek içmek gibi ihtiyaçları yoktur.kimi yerde kimi gökte kimide arşta vazifelidir.sayılarını ancak allahü teala bilir.içlerin dört büyüğü meleklerin peygamberleridir.
DÖRT BÜYÜK MELEK
1-CEBRAİL:(as)cenabı hakkın kitaplarını peygamberlerine getirmeye vahye memur allah ile rasulleri arasın da bir vasıta.
2-MİKAİL:(as)bir kısım hadiselerin mesela rüzgarların yağışların hububatın ve bitkilerin meydana getirilmesine memur.
3-İSRAFİL:(as)surün üfürülmesi kıyamet gününün meydana gelmesi ve insanların tekrar dirilmeleri hususlarına memur.
4-AZRAİL:(as)öleceklerin ruhlarını almaya memur.
ayrıca her insan da vazifeli 384 melaike vardır.bunlardan kiramen katibin ve hafaza melekleri insan ne yaparsa onu yazmakla vazifelidir.
iMANIN 3. ŞARTI KİTAPLARA İMANDIR
cebrail as vasıtasıyla peygamberlere vahiy olarak gönderilen kitap ve sayfaların adedi 104 dür.
10 suhuf,ADEM aleyhisselama
50 suhuf,ŞİT aleyhisselama
30 suhuf,İDRİS aleyhisselama
10 suhuf,İBRAHİM aleyhisselama gönderilmiştir ki tamamı 100 sayfadır.
KİTAPLAR
1-TEVRAT :MUSA aleyhisselama
2-ZEBUR:DAVUD aleyhisselama
3-İNCİL:İSA aleyhisselama
4-KUR’AN: PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED ALEYHİSSELAMA GÖNDERİLMİŞTİR.kuranın gelmesiyle ilk üçünün hükmü kalkmıştır.kuranı kerim 114 sure 6666 ayettir.
İMANIN 4. ŞARTI PEYGAMBERLERE İMANDIR
peygamberler cenabı hakkın şeriatını emirlerini yasaklarını haberlerini kullarına bildirmek için gönderdiği mümtaz zatlardır.
PEYGAMBERLERİN SIFATLARI
peygamberler hakkında bilinmesi vacip ve zaruri sıfatlar beştir.
1-SIDK:peygamberler doğrudur asla yalan söylemezler.
2-EMANET:emindirler her hususta kendilerine inanılır.
3-TEBLİĞ:hz. allahın emir ve yasaklarını hiç noksansızve çekinmeden tebliğ ederler.
4-FETANET:son derece zekidirler.
5-İSMET:masumdurlar günah işlemekten uzaktırlar.
bizim peygamberimizin diğer peygamberlerdenayrı 5 vasfı daha vardır.
1-bütün peygamberlerden üstündür.
2-bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir.
3-peygamberler silsilesinin son halkası hatemül enbiya yani son peygamberdir.
4-bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
5-şeriatı kıyamete kadar devam edecektir.
İMANIN 5. ŞARTI AHİRET GÜNÜNE İNANMAKTIR
surun üfürülmesi bütün ölülerin dirilip kabirlerinden kalkması,amel defterlerinin kendilerine verilmesi ve mahşer meydanın da toplanıp sual ve hesaba çekilmesi ile mizan şefaat sırat kevser cennet ve cehennem gibi ahiret hayatına ait hususlara inanmaktır.
ECEL:insanın allah tarafından yazılıp kararlaşmış olan ömrünün nihayetine denir.insan her ne sebele ölürse ölsün eceli ile ölmüş olur.
İMANIN 6. ŞARTI KADERE İMANDIR
KADER:kader ezelden ebede kadar hayır ve şer meydana gelecek bütün hadiseler hakkın da cenabı hakkın ilmi icabı bilip taktir buyurmasıdır.
KAZA:cenabı hakkın ezelde taktir buyurduğu hadiselerin zamanı gelince ilim ve iradesine uygun olarak meydana gelmesidir.
19-11-09
1-) Soru : Siyer nebi ne demektir?
Cevap : Hz.Peygamberimizin hayatını anlatan ilimdir.
Soru : Arabistan yarımadasının en önemli ve kutsal şehri hangisidir?
Cevap : Mekke-i Mükerremedir.
Soru : Kabe-i Muazzamayı buğünkü bulunduğu yere kim inşa etmiştir?
Cevap : Hz.İbrahim ve oğlu Hz. İsmail inşa etmiştir.
Soru : O dönemde Mekkenin en önemli maddi sebebi ne idi?
Cevap : Ticaret merkezi olması idi.
Soru : Kabe’ye bakma vazifesi kime aitti,ve bu vazifeler nelerdir?
Cevap : Hz.İsmail’in sülalesine ait idi.
( Vazifeler:HİCABET,SİKAYE,RİFADE,NEDVE,LİVA,KIYADE
-HİCABET:kabe’nin anahtarlarını elinde bulundurmak.
-SİKAYE:kabe’ye ziyarete gelen hacıların suyunu tedarik etmek zemzem kuyusuna bakmak.
-RİFADE:gelen hacıları ağarlamak barındırmak.
-NEDVE:toplantılara başkanlık etmek.
-LİVA:bayraktarlık vazifesi.
-KIYADE:kumandanlık vazifesi. )
Soru : Zemzem kuyusu müşrikler tarafından doldurulunca,kuyuyu kimler temizledi
Cevap : Abdulmuttalip ile oğlu Haris temizledi.
Soru : Abdulmuttalib’in kaç oğlu vardır?Tarihte meşhur olanları sayın
Cevap : Abdulmuttalibin 13 oğlu vardır.Meşhur olanları Ebu Talip,Abdullah,Hamza,Abbas,Ebu Lehebdir.
Soru : Kabe-i Muazzamayı yıkmaya çalışan kimdi?
Cevap : Habeş valisi Ebrehe’dir
Soru : Ebrehenin ordusunu helak eden şey nedir?
Cevap : ebabil kuşlarıdır
Soru : Kabe’ye saldıran Ebrehenin vakasını,Kur’anı Kerimin hangi suresi izah eder?
Cevap : Kur’anı Kerim de bu olayı FİL suresi izah eder.
Soru : FİL vakası kaç tarihinde vuku bulmuştur?
Cevap : FİL vakası(miladi 571)yılın da yani Peygamberimizin doğumundan 50 gün önce olmuştur.
Soru : Peygamberimiz kaç tarihinde ve hangi ayda dünyaya teşrif etmiştir?
Cevap : :(miladi 571) yılında ,Rebiulevvel ayının 12.gecesi pazartesi günü dünyaya teşrif etmiştir
Soru : Peygamberimizin doğduğu gece vukuu bulan olaylar(hadiseler)nelerdir?
Cevap : iranda kısra’nın sarayının sutunları yıkıldı.mecusilerin 1000 yıldan beri yaktıkları ateş söndü.seva gölü battı.
Soru : Peygamberimiz kimin soyundandır ?
Cevap : Hz.İbrahim a.s soyundandır
Soru : Mekkede çocuklar niçin süt annelere verilirdi?
Cevap : mekkenin havası sıcaktı ve çocuklara yaramadığı için.
Soru : Ebrehenin ordusunu helak eden şey nedir?
Cevap : Ebabil kuşlarıdır
Soru : Kabe’ye saldıran Ebrehenin vakasını,Kur’anı Kerimin hangi suresi izah eder?
Cevap : Kur’anı Kerim de bu olayı FİL suresi izah eder
Soru : Peygamberimizn süt annesi kimdir?
Cevap : Halime Hatundur
Soru : Peygamberimizin süt kardeşi kimdir?
Cevap : Hz. Şeyma dır.
Soru : Peygamberimizin süt olan halime hatunun kocası kimdir?
Cevap : Hz. haristir
Soru : Peygamberimiz süt annesinin yanında kaç yıl kaldı?
Cevap : 5 yıl kaldı.
Soru : Peygamberimizin annesi Hz. amine’nin hizmetçisi kimdir?
Cevap : ümmü eymen dir.
Soru : Peygamberimizin annesi nerede vefat etti?
Cevap : medinenin 23 mil cenubuna düşen ebva köyünde vefat etti.
Soru : Peygamberimiz devri hayatında en sert düşmanı kimdir?
Cevap : ebu leheb ve ebu cehil dir.
Soru : Peygamber efendimiz annesinin vefatından sonra kimin yanında kaldı?
Cevap : dedesi Abdulmuttalib’in yanında kaldı.
Soru : Peygamber efendimiz dedesinin himayesinde kaç yıl kaldı?
Cevap : dedesinin yanında 2 yıl kaldı
Soru : Peygamberimiz 8 yaşından sonra kimin himayesine girmiştir?
Cevap : Ebu talib’in himayesine girmiştir.
Soru : Peygamberimiz amcası ebu talib ile ticaret maksadı ile ilk gittiği yer neresidir?kaç yaşında idi?
Cevap : şam’ın büsra kasabasıdır.13 yaşında idi.
Soru : Peygamberimizi görünce ileride peygamber olacağını sezen papaz kimdir?
Cevap : Bahiradır.
Soru : Ficar harbi neye derler?
Cevap : haram aylardır(MUHARREM,RECEP,ZİL’KADE,VE ZİL’HİCCE)aylarında savaş yapıldığı için buna ficar harbi denir.
Soru : Peygamberimizin bizzat iştirak ettiği ficar harbi kaç yıl sürdü?
Cevap : 4 yıl sürmüştür
Soru : Peygamber efendimiz ticaret için büyük bir kervan ile kaç yaşında,kiminle nereye gitmiştir?
Cevap : 25 yaşında hz.haticenin kölesi meysere ile suriyeye gitmiştir.
Soru : Peygamberimiz kaç yaşında ve ilk kiminle evlendi?
Cevap : 25 yaşında hz. hatice ile evlendi
Soru : Peygamberimizin nikahı nerede kıyıldı?
Cevap : hz.haticenin evinde kıyıldı.
Soru : Peygamberimizin nikahı kıyılırken vekilleri kşmlerdi?
Cevap : Peygamberimizin ki ebu talib, hz. haticenin ki varaka bin nevfel dir.
Soru : Peygamberimizin nikahını kim kıydı?
Cevap : hz. varaka kıydı.
Soru : mekkeliler peygamberimize ne ad vermişlerdi?
Cevap : muhammed-ül emin adını verdiler.
Soru : peygamberimize bu ismin verilmesinin sebebi nedir?
Cevap : her zaman her yerde ve her işte doğru olmasıdır.
Soru : peygamberimizin kaç çocuğu olmuştur ve isimleri nelerdir?
Cevap : 3 oğlu 4 kızı olmuştur.oğullarının ismi;kasım abdullah ibrahim. kızlarının ismi;zeynep rukiyye ümmü gülsüm ve fatıma
Soru : Bu evlatları hangi hanımdandır?
Cevap : ibrahim hariç diğerleri hz.haticedendir.
Soru : Peygamberimizin künyesi nedir?
Cevap : ebul-kasım dır.
Soru : Peygamberimizin künyesinin ebul-kasım olmasının sebebi nedir?
Cevap : ilk çocuğu hz.kasım olduğu için.
Soru : Hz.osman’a zinnureyn denmesinin sebebi nedir?
Cevap : peygamberimizin iki kızı (rukiyye ve ummugülsüm)ile evlendiği için.
Soru : peygamberimizin en büyük kızı hz. zeynep kiminle evlenmiştir?
Cevap : ebu as ile evlenmiştir
Soru : peygamberimizin en küçük kızı olan hz. fatıma kiminle evlenmiştir?
Cevap : hz. ali ile evlendi.
Soru : peygamberimizn sülalesi ehlibeyt kimin neslinden gelmektedir?
Cevap : hz.ali ile hz fatıma nın neslinden gelmiştir
Soru : peygamber efendimizin vefatından sonra kalan evladı kimdir?
Cevap : hz. fatıma r.anhümadır.
Soru : peygamberimize peygamberlik kaç yaşında verildi?
Cevap : 40 yaşında iken verildi.
Soru : peygamberimize kaç tarihinde peygamberlik verildi?
Cevap : miladi 610 yılının ramazan ayında verildi.
Soru : peygamberimize peygamberlik verilmeden önce hangi dine göre ibadet ederdi?
Cevap : hz.ibrahimin dini olan hanif dinine göre ibadet ederdi.
Soru : tahannüs neye denir?
Cevap : peygamberimize ait olan bir tefekkür,ibadet ve düşüncedir
Soru : peygamberimize ilk vahiy nerede gelmiştir?
Cevap : hira mağarasında gelmiştir.
Soru : peygamberimize ilk gelen ayet nedir?
Cevap : alak suresinin ilk ayetleri gelmiştir.
Soru : peygamberimizin peygamberliğini ilk kabul eden kimdir?
Cevap : hz. hatice validemizdir.
Soru : ilk müslümanlar kimlerdir?
Cevap : kadınlardan;hz.hatice,erkeklerden;hz.ebu bekir,kölelerden;bilal-i habeşi,çocuklardan;hz.ali dir.
Soru : peygamberimiz,kureyşlilerin islamiyete karşı oldunu bildiği için dinini kaç yıl gizli tutmuştur?
Cevap : 3 yıl gizli tutmuştur.
Soru : en çok eza ve cefaya uğrayan müslümanlar kimlerdir?
Cevap : umeyye ibni halefin kölesi olan bilal-i habeşi,ammar ibni yasir,ammarın annesi sumeyye,demircilik le meşgul olan ve müslümanların sayısı 7 iken müslümanlığı kabul eden habbab b.eret,safvan ibni ümeyyenin kölesi ebu fukeyhe(lübeyne,mehdiyye,zinnire,ve ümmü abistir)
Soru : Peygamberimize en çok düşmanlık eden müşriklerin ele başları kimdir?
Cevap : peygamberimizin öz amcası ebu leheb ve karısı ümmü cemil,ebu cehil,velid ibni muğire,ebu sufyan umeyye ibni halef as ibni vail dir.
Soru : hz. ömer kaç yaşında müslüman oldu?
Cevap : 33 yaşında müslüman oldu.
Soru : hz. ömer müslümanlığı kabul ettiğin de peygamberimiz nerede idi?
Cevap : dar’ul-erkam da idi.
Soru : hz. ömer hz. hamzadan kaç gün sonra müslüman oldu?
Cevap : 3 gün sonra müslüman oldu.
Soru : hz. ömer müslümanlığı kabul edince müslümanların sayısı kaça çıktı?
Cevap : 40′a çıktı
Soru : müslümanlar haremi şerif te ilk namazı ne zaman kıldılar?
Cevap : hz. ömer müslüman olduktan sonra.
Soru : müslümanlar baskı ve zulum artınca nereye hicret ettiler?
Cevap : ilk önce habeşistana sonra medineye hicret ettiler
Soru : habeşistana hicert eden müslümanların sayısı kaçtır?
Cevap : 11 erkek 4 kadın olmak üzere 15 kişi hicret ettiler.
Soru : senetu’l-hüzün(hüzün yılı neye denir?
Cevap : ebu talib’in vefat yılıdır.
Soru : Peygamberimizin öz amcası olan ebu talib kaç yaşında vefat etti?
Cevap : 80 yaşında vefat etti.
Soru : peygamberimizin ilk zevcesi hz.haticenin kız kardeşi kimdir?
Cevap : hz.haler.anhümadır
Soru : islamiyetin en acıklı olaylarından olup peygamberimizin saldırıya uğradığı olay nedir?
Cevap : taif yolculuğudur
Soru : peygamberimiz taif e kiminle gitti?
Cevap : sadık kölesi hz. zeyd ile gitti.
Soru : peygamberimizin şairi kimdir?
Cevap : hz.hasan r.anhadır.
Soru : peygamber efendimiz müşrikleri islama daver için hangi panayıra giderdi?
Cevap : ukaz,mecenne,zulmecaz panayırlarına giderdi.
Soru : peygamber efendimizin islama davetini kabul etmeyen başlıca kabileler hangisidir?
Cevap : kinde,kelb,amir oğullarıdır
Soru : bu kabilelerin memleketi neresi idi?
Cevap : taif tir.
Soru : bu kabilelerin islamı kabul etmemelerinin sebebi ne idi?
Cevap : taif bağlık bahçelik bir yerdi.havası güzeldi.mekkelilerin sayfiye yeriydi.müslüman olurlarsa:mekkelilerin taife gelmeme korkusu vardı,ibadet ettikleri LAT ismindeki put taif te olduğu için kaybedilecek ti,ziyaretçiler azalacak maddi istifadeleri bozulacaktı.
Soru : miraç neye denir?
Cevap : yükseğe çıkmaya,yücelmeye denir
Soru : İSRA ne demektir ?
Cevap : geceleyin yol almak gece yolculuğu demektir.
Soru : peygamberimizin miracı ne zaman vuku bulmuştur?
Cevap : bazı rivayete göre hicretten 3 yıl bazı rivayete göre 1,5 yıl önce vukuu bulmuştur.
Soru : 1.kat;hz.adem (as)2.kat;hz yahya ve isa(as)3.kat;hz.yusuf(as)4.kat;hz.idris(as)5.kat;hz.harun(as)6.kat;hz.musa(as)7.kat;hz.ibrahim(as)mı görmüştür.
Cevap : 1.kat hz.adem (as) 2. kat hz yahya ve isa (as) 3.kat hz. yusuf (as) 4. kat hz.idris (as) 5. kat hz. harun (as) 6.kat hz.musa(as) 7.kat hz.ibrahim (as) mı görmüştür
Soru : peygamber efendimize sidretül-münteha makamın da kaç şey verildi?
Cevap : 3 şey verildi.
Soru : bunlar nelerdir?
Cevap : 1;bakara suresinin sonu (amenerrasülü) 2;ümmetinden allah’a şirk koşmayanların cennete gireceği müjdesi 3;mirac hediyesi olarak 5 vakit namaz.
Soru : ebu bekir (as)a sıddık ünvanı ne zaman verildi?
Cevap : peygamberimizin mirac hadisesinde tereddütsüz kabul ettiği zaman verilmiştir.
Soru : peygamberimizn mekke hayatı kaç sene sürdü?
Cevap : 13 sene sürdü.
Soru : medinenin eski adı nedir?
Cevap : yesrib dir.
Soru : peygamber efendimizin medine hayatı kaç sene sürdü?
Cevap : 10 sene sürdü.
Soru : peygamberimiz kaç sene peygamberlik yaptı?
Cevap : 23 sene peygamberlik yaptı?
Soru : medinedeki arap müşrikleri hangi kabilelerden oluşuyordu?
Cevap : evs ve hazreç kabilelerinden oluşuyordu
Soru : medinelilerden ilk müslüman olan kimdir?
Cevap : şair olan samit oğlu süveyd tir.
Soru : HZ.samit oğlu süveyd ne zaman müslüman oldu?
Cevap : hac mevsimin de mekkeye gittiğin de kureyşten yardım isteyen hazreçlilerden muas oğlu ilyastan kuran-ı kerim dinledikten sonra müslüman oldu.
Soru : buas savaşı neye denir?
Cevap : medine-i münevverede hazreç ile evs kabileleri arasın da olan kavgaya denir.
Soru : hazreçlilerden ilk müslüman olanlar kimdir?
Cevap : esad bin zurare,rafi b. malik, avf b haris,kutbe b amir, ukbe b. amir, haris b. abdullahdır.
Soru : Akabe biatının esasları nelerdir?
Cevap : allah’a şirk koşmamak,hırsızlık yapmamak,yalan ve iftiradan sakınmak,peygambere karşı gelmemektir.
Soru : BİAT neye denir?
Cevap : islam esaslarına and içmektir
Soru : peygamberimiz medinelilere islam dinini öğretmek için kimi gönderdi?
Cevap : ilk müslüman olanlardan hz. musab’ı gönderdi.
Soru : 2.akabe biatı ne zaman ve kaç kişi arasında oldu?
Cevap : bi’setin 13.yılında medineden mekkeye ziyarete gelen ikisi kadın olmak üzere 75 kişi arasınsa oldu.
Soru : 2.akabe biatının önemi ve ehemmiyeti nedir?
Cevap : medineli müslümanların islama kucak açmaları,mekkeli müslümanların medineye yerleşme imkanları,müslümanların dinlerini çekinmeden yaşama ve yaşatma imkanına kavuşmalarıdır.
Soru : müşrikler peygamber efendimizin mübarek vucudunu ortadan kaldırmak için karar verdikleri yer neresidir?
Cevap : darun nedvedir
Soru : peygamberimiz mekkeden medineye hicret etmeden evvel kendisinde bulunan emanetleri kime emanet etti?
Cevap : hz. ali ye devretti
Soru : peygamberimiz hicret sırasında hangi mağraya gizlendiler?
Cevap : sevr mağrasına gizlendiler.
Soru : peygamberimiz mekkeden medineye kiminle hicre ett.?
Cevap : hz.ebu bekir ile hicret etti.
Soru : peygambermiz,hz. ebu bekir ile mağarada iken yiyecek getiren kimdir?
Cevap : hz. ebu bekirin oğlu abdullahtır.
Soru : peygamberimiz hicret sırasında iken mağrada ne kadar kaldı?
Cevap : 3 gün 3 gece kaldı.
Soru : peygamberimiz hicret esnasında iken müşrikler peygamberi bulana ne vaad ettiler?
Cevap : 100 deva vaad ettiler.
Soru : peygamberimiz sevr mağrasında iken müşriklerin mağraya girmesini engelleyen şey neydi?
Cevap : mağranın önündeki örümcek ağı ile yuva yapan güvercindir.
Soru : peygamberimiz hicret sırasında iken yol hazırlığı yapan kimdir?
Cevap : zatü-n-nitkayn lakabı ile bilinen hz. ebu bekirin kızı esmadır.
Soru : peygamber efendimiz cennette çift kemerle mukafatlandıracağını müjdelediği hanım kimdir?
Cevap : peygamberimizin devesine azık torbasını asmak için belindeki kemeri ikiye bölen ve birini beline,diğerini azık torbasına bağlayan hz. ebu bekirin kızı esma dır.
Soru : peygamber efendimizin hicreti kaç gün sürdü?
Cevap : 7 gün sürdü.
Soru : peygamberimiz hicret sırasında ilk istirahatini nerede yaptı?
Cevap : medineye 1 saat mesafede bulunan küba denilen terde yaptı.
Soru : hz.ali peygamberimizden kaç gün sonra hicvret etti?
Cevap : 3 gün sonra hicret etti.
Soru : peygamberimizin yaptırdığı ilk mescidin adı nedir?
Cevap : kuba mescidi dir.
Soru : peygamberimiz kuba da kaç gün kaldı?
Cevap : 10 gün kaldı.
Soru : peygamberimiz kubadan medineye ne gün hicret etti?
Cevap : cuma günü hicret etti.
Soru : cuma namazı farz kılınınca ilk nerede kılındı?
Cevap : peygamberimiz kubadan medineye giderken,(beni salim)yurdunda eda etti
Soru : peygamberimiz medinede kimin evinde misafir oldu?
Cevap : hz. halid ebu eyyub el ensarinin evin de misafir oldu
Soru : müslümanların ilk kıblesi neresidir?
Cevap : kudüsteki beyt-i mukaddestir.
Soru : ilk ezanı muhammediyeyi kim okudu?
Cevap : hz.bilali habeşi r.anha okudu
Soru : ezan neye denir?
Cevap : namaz vaktinin geldiğini ilan eden ve dini özgürlüğün alametidir.
Soru : peygamberimizin zevcesi hz.sevde ile küçük kızı hz.fatıma yı medine ye getiren kimdir?
Cevap : sadık kölesi hz zeyd dir.
Soru : peygamberimiz hz.aişe ile kaç yıl evli kaldı?
Cevap : 9 yıl evli kaldı
Soru : hicretin 1.yılında önemli olaylar nelerdir?
Cevap : cuma namazı farz kılındı,mescid-i nebevi yapıldı,ezanı muhammedi meşru kılındı,muhacirlerle ensar arasında kardeşlik kuruldu,yahudilerle anlaşma yapıldı,hz. aişenin düğünü yapıldı.
Soru : seriye neye denir?
Cevap : müfrezelere denir
Soru : bedir savaşı ne zaman yapılmıştır?
Cevap : hicretin 2.yılı ramazan ayında yapılmıştır.
Soru : bedir neresidir?
Cevap : medineye 80 mil mesafedeki bir köydür
Soru : müslümanlar la müşrikler arasında ilk harp nerede yapılmıştır?
Cevap : bedir de yapılmıştır
Soru : bedir savaşında müslümanların ve müşriklerin sayısı kaçtı?
Cevap : müslümanların sayısı 300, mekkeli müşriklerin sayısı 1000 kişidir.
Soru : mekkeli müşrikler kaç ölü kaç esir verdiler?
Cevap : 70 ölü 70 esir verdiler
Soru : ebu cehil hangi savaşta öldü?
Cevap : bedir savaşında öldü.
Soru : ebu leheb ne zaman ve niçin öldü?
Cevap : bedir savaşında müşriklerin mağlub olmasını hazmedemedği için kahrından öldü
Soru : hicretin 2. yılında önemli olaylar nelerdir ?
Cevap : bu yılda 1;savaşa izin verildi 2;kıble beyti mukaddesten mescidi harama çevrildi 3;oruc farz kılındı 4;zekat farz kılındı 5;sadaka-ı fıtır emrolundu 6;bayram namazı vacip kılındı 7;hz. ali ile hz. fatıma evlendi.
Soru : hz ali ile hz fatıma evlendiklerin de kaç yaşında idiler?
Cevap : hz. ali 21 hz. fatıma 18 idi.
Soru : uhud harbi ne zaman yapıldı?
Cevap : hicretin 3. yılı, miladi 625 tarihinde yapıldı.
Soru : uhud savaşında müslümanların ve müşrüklerin sayısı kaçtı?
Cevap : müslümanların 700,müşriklerin 3000 kişi idi.
Soru : hz hamza ne zaman ve kim tarafından şehit edildi?
Cevap : uhud savaşında vahşi tarafından şehit edildi.
Soru : uhut harbin de hz. hamzanın ciğerini dişleyen kimdir?
Cevap : ebu sufyanın karısı hind dişledi.
Soru : uhut harbin de müslümanlar kaç şehit verdi?
Cevap : 70 şehit verdi.
Soru : hicretin 3. yılın da vukuu bulan olaylar nelerdir?
Cevap : 1;hz.alinin oğlu hz hasanın dünyaya gelmesi 2;peygamberimizin hz ömerin kızı hafsa ile evlenmesi 3;hz osmanın 1.zevcesi olan rukiyyenin vefat etmesi ve yine peygamberimizin kızı olan ümmü gülsüm ile evlenmesi vukuu bulmuştur.
Soru : peygamberimizin zevcelerinin adları nelerdir?
Cevap : hz.hatice, hz.sevde,hz.aişe,hz.hafsa,hz.zeynep binti cahş,hz.cüveyriye,hz.ümmü habibe,hz.safiyye,hz.meymune ve hz.marye-i kıbtıye r.a validelerimizdir
Soru : müslümanlar mekkeden ayrıldıktan kaç yıl sonra kabeyi muazzamayı ziyarete gittiler?
Cevap : 7 yıl sonra.
Soru : rıdvan biatı neye denir?
Cevap : medineden gelen müslümanların mekkede bir ağacın altındA PEYGAMBERİMİZE yaptıkları biattır.
Soru : peygamberimiz 1400 kişi ile medine den mekkeye kabe-i muazzamayı ziyarete geldin de kureyşliler le yaptığı anlaşmanın adı nedir?
Cevap : hudeybiye andlaşması.
Soru : hudeybiye andlaşmasının şartları nelerdir?
Cevap : 1;müslümanlar bu yıl ziyaretten vazgeçip medineye döneceklerdi. 2;gelecek yıl mekkeye gelecekler di fakat 3 günden fazla kalamayacaklar 3;müslümanlar silahsız gelecekler4;müslümanlar mekkede ki müslümanları götüremeyecekler fakat kalmak isteyen medineli müslümanlar mekkede kalabilir di 5;mekkeli müslümanlardan veya müşriklerden biri medineye girecek olursa geri çevrilecek,medinelilerden mekkeye girecek olursa teslim edilecek.
Soru : peygamberimizin mührü neden yapılmıştır?
Cevap : gümüşten yapılmıştır.
Soru : halid bin velid ile hz amr ne zaman müslüman olmuşlardır?
Cevap : hicretin 7. yılında kabeyi muazzamayı ziyaret sırasında.
Soru : müslümanlar la rumlar arasındaki ilk harp nrede oldu?
Cevap : suriyede bulunan mute de
Soru : :hicretin 8. yılında3000 kişilik bir ordu ile mute de rumlar la savaşmak için suriye ye hareket eden islam ordusunun kumandanı kimdir?
Cevap : azatlı bir köle olan haris oğlu hz. zeyd dir.
Soru : mutede savaşan islam ordusu ile müşriklerin sayısı kaçtır?
Cevap : müslümanların sayısı 3 bin müşriklerin sayısı 100 bin dir.
Soru : raci olayı neye denir?
Cevap : eshab-ı suffadan bi zatın şehit edilmesine denir.
Soru : bir-i mauna faciası neye denir?
Cevap : eshab-ı suffadan 40 zatın şehit edildiği olaya denir.
Soru : mekke ne zaman feth edilmiştir?
Cevap : hicretin 8.yılı ramazan ayında miladi 630 da fethedildi.
Soru : ebu sufyan ne zaman müslüman oldu?
Cevap : :mekkenin fethin de müslüman oldu.
Soru : mekkenin fethinde islam ordusu kaç kişiydi?
Cevap : 10.000 kişi idi.
Soru : huneyn-evtas harbi ne zaman oldu?
Cevap : hicretin 8.yılı şevval ayı miladi 630 da oldu.
Soru : islam da son harp hangisidir?
Cevap : tebuk harbidir.
Soru : tebuk harbi ne zaman oldu?
Cevap : hicretin 9.yılı miladi 630 da.
Soru : peygamberimzin en küçük oğlu olam hz.ibrahimin annesi kimdir?
Cevap : marye-i kıbtıye r.anha dır.
Soru : biset neye denir?
Cevap : peygamberimize peygamberliğin verildiği yıldır.
Soru : mescidi dirar neye denir?
Cevap : münafıkların müslümanları parçalamak için küba mescidine karşılık olarak medine-i münevvere yakınların da inşaa ettikleri zahirde mescid fakat iç yüzü müslümanlığa suikastla dolu olan zararlı mesciddir.
Soru : peygamberimizin gıyabın da cenaze namazı kıldığı kişi kimdir?
Cevap : habeş hükümdarı necasidir.
Soru : veda hutbesi neye denir?
Cevap : peygamberimiz hicretin 10. yılında arafatta 100 bin hacıya hitaben okuduğu meşhur hetbedir.
Soru : peygamberimiz ne zaman vefat etti?
Cevap : rebiulevvel ayının 12.pazartesi gecesi miladi 632 tarihinde 63 yaşında vefat etti
Soru : peygamber efendimizin cenazesini kim yıkadı?
Cevap : hz.ali yıkadı.hz.abbas oğlu fazl ile zeyd oğlu usame yardım ettiler.
Soru : peygamberimiz nereye defnedildi?
Cevap : vefat ettiği hz. aişenin odasına defnedildi.çünkü peygamberler vefat ettiği yere defnedilirdi.
Alta GörDügnüz SiteLerden
iSlami & Dini & iLahi & Sohbet
Sitelerinden BagLana BiLirsiniz…
wWw.DiniSohbet.Gen.Tr
wWw.iLahiyeri.Com
wWw.iSlamiSohbetyeri.com
wWw.iLahiSohbet.oRg
wWw.IRCte.Net
wWw.iLahiyeri.Net
wWw.iLahiyeri.Org
05-11-09
NAMAZ
Namaz dinin direği, ibadetlerin en üstünüdür. Yüce Allah’a karşı en önemli ibadet görevimiz günde beş defa kıldığımız namazlarımızdır. Erginlik çağına gelen, akıllı her müslümana günde beş vakit namaz kılmak farzdır.
Namaz, bizi yaratan, yaşatan, sayısız nimetleri veren yüce Allah’a karşı bir kulluk görevimizdir.
Namaz kılanlar, Allah’ın emrini yerine getirmiş, kulluk borçlarını ödemiş ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmuş olurlar.
NAMAZ NEDİR?
NAMAZIN ÇEŞİTLERİ
Namazın Farz, Vacib ve Nafile çeşitleri vardır.
1. Farz Namazlar: Beş vakit namaz ve cuma namazıdır.
2. Vacip Namazlar: Vitir ve bayram namazları, adanan namazlar, bozulan nafile namazların kazasıdır.
3. Nafile Namazlar: Farz ve vacip namazlardan başka kılınan diğer namazlardır.
NAMAZ VAKİTLERİ
Her işin belirli bir zamanı vardır. Günde beş defa kılınan farz namazların kılınması için yüce Allah belli vakitler tesbit etmiştir. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı günde beş defa kılınan namazların vakitleridir.
Sabah Namazının Vakti: Sabaha karşı tan yerinin ağarmaya başlamasından, güneşin doğmasına kadar olan zamandır.
Öğle Namazının vakti : Güneş tam tepemize gelip, gölge, doğu tarafına uzanmaya başladığı vakitten itibaren -güneş tepe noktasında iken var olan gölge müstesna- herşeyin gölgesinin bir veya iki misli oluncaya kadar devam eden zamandır.
İkindi Namazının Vakti: Öğle namazı vaktinin bitiminden güneş batıncaya kadar olan zamandır.
Akşam Namazının Vakti: Güneş battıktan sonra başlayıp güneşin battığı yerde meydana gelen kızıllık kayboluncaya kadar olan zamandır.
Yatsı Namazının Vakti: Akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlayıp sabah namazının vakti girinceye kadar devam eden zamandır.
Vitir Namazının Vakti: Vitir namazının vakti de yatsı namazının vaktidir. Ancak vitir namazı, yatsı kılındıktan sonra kılınır.
Cuma Namazının Vakti: Öğle namazının vaktidir.
Teravih Namazının Vakti: Yatsı namazının vaktidir.
Bayram Namazının Vakti: Bayram günleri sabahleyin güneşin doğuşundan yaklaşık 50 dakika geçtikten sonra başlayıp güneşin tepe noktasına gelmesine kadar devam eden zamandır.
Her namaz, kendi vakti girdikten sonra kılınır. Vakti girmeyen namaz kılınmaz. Her namazın kılınma vakti, kendi vakti girdikten sonra başlar, bir sonraki namazın giriş vaktine kadar devam eder. En iyisi her namazı vaktin ilk giriş zamanında kılmaktır.
Güneş doğarken, tepe noktasında iken, batarken hiç bir namaz kılınmaz.
Beş vakit namazın fazları ile sünnetlerinin kaçar rekat olduğu aşağıda gösterilmiştir.
NAMAZ REKATLERİ
NAMAZIN VAKTİ SÜNNET FARZDAN ÖNCE FARZ SÜNNET FARZDAN SONRA VİTİR TOPLAM
SABAH 2 2 - - 4
ÖĞLE 4 4 2 - 10
İKİNDİ 4 4 - - 8
AKŞAM - 3 2 - 5
YATSI 4 4 2 3 13
NAMAZIN FARZLARI
Namazın farzları 12′dir. Bunlardan altısı namazın dışındadır, bunlara “Namazın Şartları” denir. Altısı da namazın içindedir. Bunlara da “Namazın Rükünleri” denir.
Namazın sahih olabilmesi için oniki farzın eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir.
Namazın Şartları:
1) Hadesten Taharet: Hades denilen manevî kirin giderilmesi için, abdest almak, gerekli hallerde gusül yapmaktır.
2) Necasetten Taharet: Namaz kılacak kişinin, bedeninde, üzerindeki elbisede ve namaz kılacağı yerde pislik varsa bunları temizlemektir.
3) Setr-i Avret: Namaz kılacak kişinin vücudunda örtünmesi gereken yerleri örtmesi demektir.
Erkeklerin: Göbek ile diz kapağı arasını (dizkapağı dahil),
Kadınların: Yüz, el ve ayaklardan başka vücudunun her tarafını örtmeleri gerekir.
4) İstikbal-i Kıble: Namazı kıbleye dönerek kılmaktır. Kıble, Mekke şehrindeki kutsal bina olan Kâbe yönüdür. Kâbe, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail tarafından yapılmıştır.
5) Vakit: Namazları kendi vakitleri içinde kılmaktır.Vakti gelmeden bir namazı kılmak caiz değildir.
6) Niyet: Hangi namazı kıldığını bilmek ve kalbinde hatırlamaktır. Niyetin dil ile söylenmesi sünnettir.
Namazın Rukünleri:
1) İftitah Tekbiri: Namaza başlarken tekbir almak demektir.
2) Kıyam: Namazda ayakta durmak demektir.
3) Kıraat: Namazda ayakta iken biraz Kur’an okumaktır.
4) Rükû’: Namazda eller diz kapağına erişecek kadar eğilmektir.
5) Sücûd: Rükû’dan sonra ayaklar, dizler ve ellerle beraber alnı yere koymaktır.
6) Ka’de-i Ahîre: Namazın sonunda “Ettehiyyatü” okuyacak kadar oturmak demektir.
Namazın Vacibleri
1) Namaza “Allahu Ekber”sözü ile başlamak.
2) Farz namazların ilk iki rek’atında, nafile namazların her rek’atında Fatiha suresini okumak.
3) Farz namazlarının ilk iki rek’atında, vitir ve nafile namazların her rek’atında Fatihadan sonra sûre veya ayet okumak.
4) Fatihayı sureden önce okumak.
5) Secdede alın ile beraber burnu da yere koymak.
6) Üç ve dört rek’atlı namazların ikinci rek’atında oturmak (Buna ka’de-i ûlâ=birinci oturuş
7) Namazlardaki birinci oturuş ile son oturuşlarda ettehiyyatü’yü okumak.
Cemaatle kılındığı zaman sabah, cuma, bayram, teravih ve vitir namazlarının her rek’atında, akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rek’atında imamın fatiha ve sureyi açıktan, öğle ve ikindi namazlarında ise, gizlice okuması.
9) İmama uyan cemaatin fatiha ve sureyi okumayıp susması.
10) Vitir namazında kunut tekbiri almak ve kunut dualarını okumak.
11) Bayram namazlarında alınan ilâve tekbirler.
12) Ta’dili erkân, yâni ayakta iken dosdoğru, rükûda dümdüz olmak (Kadınlar biraz meyilli dururlar), rükûdan kalkınca iyice doğrulmak, iki secde arasında tam oturmak.
13) Namazın sonunda sağa ve sola selâm vermek.
14) Namazda yanılma olursa sehiv secdesi yapmak.
Namazın Sünnetleri
1) Beş vakit namaz ile Cuma Namazı için ezan ve kamet getirmek
2) İftitah tekbirini alırken elleri yukarıya kaldırmak
3) Sübhaneke ve Eûzu-Besmele’yi sessizce okumak
4) Sağ eli sol el üzerine koymak
5) Fatiha’dan sonra gizlice ‘amin’ demek
6) Rükû ve secdeye eğilip kalkarken alınan tekbirler
7) Rüku ve secde tesbihleri. ( Rukû’da üç defa “SÜBHANE RABBİYE’L AZÎM” ve her iki secdede üçer defa SÜBHANE RABBİYE’L ÂL” demek.)
Rukü’dan doğrulunca “SEMİALLAHU LİMEN HAMİDEH” ve hemen arkasından “RABBENA LEKE’L HAMD” demek.
9) Kıyamda bir özür bulunmadığı takdirde iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak.
10) Rukü’da parmaklar açık olarak dizleri tutmak, dizleri, dirsekleri dik ve sırtı baş ile dümdüz halde bulundurmak.
11) Secdeye varırken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü vere koymak. Secdeden kalkarken önce yüzü, sonra elleri, sonra dizleri kaldırmak.
12) Tahiyyatı sessizce okumak
13) Selama sağdan başlamak
14) Sütre edinmek (Önü açık yerde namaz kılarken önüne sütre koymak)
Namazı Bozan Şeyler
1) Namazda konuşmak.
2) Birşey yemek veya içmek.
3) Kendi işiteceği kadar gülmek (yanındakilerin işiteceği kadar gülerse abdesti de bozulur.)
4) Birine selâm vermek veya verilen selâmı almak.
5) Göğsünü kıbleden çevirmek.
6) Dünyaya âit bir şeyden veya bir ağrıdan dolayı ağlamak “ah” demek. (Allah korkusundan dolayı ağlamak namazı bozmaz.)
7) Öksürüğü yok iken öksürmeye çalışmak. (Elde olmayarak normal gelen öksürük namazı bozmaz.)8) Namazda bir iş yapmaya çalışmak.
9) Bir şeye üflemek.
10) Kur’an’ı, manası bozulacak şekilde yanlış okumak.
11) Ayeti mushaf’a bakarak (yüzünden) okumak.
12) Namazda abdesti bozulmak.
13) Teyemmüm eden kimsenin namazda suyu görmesi, mesh müddetinin namazda bitmesi
14) Sabah namazını kılarken güneşin doğması.
15) Cemaatle namazda kadınlarla erkeklerin arada bir perde olmadan yan yana bir safta kılması.
16) Namazda örtünmesi gereken yerlerin açılması ve bu açılmanın bir rükûn yapacak kadar süre devam etmesi.
17) Bayılmak, çıldırmak…
Namazın Mekruhları
1) Sıkışık abdestle namaz kılmak
2) Namazda elbise veya bir başka yerle oynamak
3) Namazda bir yere dayanmak
4) Gerinmek veya esnemek
5) Parmakları çıtlatmak
6) Özürsüz bağdaş kurmak
7) İnsan yüzüne karşı kılmak
Başı açık kılmak
9) Kıraatta, Kur’an-ı Kerimdeki sıraya uyulmaması. Bir sure atlamak
10) Erkeklerin secde ederken kollarını tamamıyla yere döşemeleri
11) Tek ayak üzerinde durmak veya bir ayağı yerden kesmek ve diğerine dayanmak
12) Namazda daha selam vermeden terleri veya yüze dokunmuş olan toprakları silmek
13) Namaz içinde, verilen selamı el veya baş işaretleriyle almak
14) İkinci rekatta birinci rekata göre daha uzun okumak
15) Yanmakta olan ateşe doğru namaz kılmak….
NAMAZ BİLGİLERİ
Ezan ve kamet nedir?
Ezan, farz namazlarının vaktinin girdiğini belli sözlerle ve özel bir şekilde ilan etmek, bildirmek demektir.
Namaz Mekke döneminde farz kılınmakla birlikte, ezan hicretten sonra uygulamaya konulmuştur. Medine’ye hicretten sonra, Mescid-i Nebevî’nin inşası tamamlanıp düzenli bir şekilde cemaatle namaz kılınmaya başlanınca, Hz. Peygamber vakitlerin girdiğini duyurmak için ne yapabileceğini arkadaşlarıyla görüşmeye başlamıştır. Bu esnada Hz. Peygamber’e vahiyle, ayrıca sayıları yirmiye kadar ulaşan sahabiye rüyalarında bugünkü ezanın şekli öğretilmiştir. Hz. Bilal tarafından sabah namazında, yüksekçe bir evin damında okunarak uygulamaya konulmuştur.
Ezan, Müslümanlığın şiarı haline gelmiş müekket bir sünnettir. Ezan aracılığıyla halka hem namaz vaktinin girdiği ilan edilmekte, hem de Allâh’ın büyüklüğü, Peygamberimizin O’nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtuluş yolu olduğu ilan edilmektedir.
Kâmet ise, farz namazlardan önce, namazın başladığını bildiren ve ezan lafızlarına benzeyen sözlerdir. Ezandan farklı olarak, “hayya ale’l-felâh” cümlesinden sonra, “kad kameti’s-salât” cümlesi eklenir. İster cemaatle, isterse tek başına kılınsın, erkeklerin her farz namazdan önce kâmet getirmeleri sünnettir.
Kaza namazlarında ezan ve kamet gerekir mi?
Ezan ve kamet vaktin değil, namazın sünneti olduğu için kaza namazı kılarken de ezan ve kamet getirmek sünnettir. Kamet getirilmeden kılınan namaz geçerli olmakla birlikte, terk etmek uygun değildir.
Birden fazla kaza namazı kılınacak ise, her bir namaz için ayrı ayrı ezan ve kamet getirilmesi daha faziletli olmakla birlikte, başta bir kere ezan okunup, her bir kaza namazı için ayrı kamet getirilmesi de mümküdür.
Hoparlörle ezan okumak caiz midir?
Ezan, İslâm dininde önemli bir yere sahip olan namaza çağrıyı sembolize etmektedir. “Duyurmak, bildirmek” anlamlarına gelen “ezan” kelimesi, terim olarak; farz namazlar için belli vakitlerde okunan “ bilinen özel” sözlerdir.
Ezan aracılığıyla halka hem namaz vaktinin geldiği ve cemaatle namaz kılınacağı duyurulmuş olmakta, hem de Allâh’ın büyüklüğü, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in O’nun elçisi ve namazın kurtuluş yolunun kapısı olduğu ilan edilmektedir.
Ezan namaz vakitlerini ilan olduğuna göre, ezanın muayyen kalıplarını muhafaza ve ifade etmek suretiyle bu ilanın, hoparlör veya hoparlörsüz yapılması arasında dini açıdan bir fark yoktur. Nitekim tarihi süreç içinde ezan ile amaçlanan bu gayenin (ilan) sağlanması için İslâm alemi çeşitli arayışlar içine girmişler ve Hz. Peygamber döneminde söz konusu olmayan minareleri inşa etmişlerdir. Gaye, ezan ile amaçlanan duyuru ya da ilanın kapsam alanını genişletmektir. Hoparlör sesin kuvvetini artırıcı bir alettir. Hoparlörden çıkan ses, aksi seda (yankı) değil; mikrofon başında okuyan veya konuşan kişinin kendi sesidir. Bu itibarla, daha uzaklardan duyulması için ezanın mikrofondan okunmasında dinen bir sakınca yoktur. Ayrıca minarelere konan hoparlörlerin, kıble veya başka bir cihette yer almasının da bir sakıncası yoktur.
Ezanın Arapça dışında başka dillerde okunması mümkün müdür?
Ezan, İslâm’ın değişmez bir simgesidir. Dünyanın neresinde olursa olsun, Müslüman varlığının ve kimliğinin bir göstergesidir. Bu şekliyle özgün dilinde okunması konusunda 15 asırlık bir gelenek ve ittifak söz konusudur. Ezanın asıl amacı, vaktin girdiğini bildirip namaza davet olduğundan değişik dilleri konuşan Müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması, ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki, bunun temininin yolu da ezanı bilinen asli lafızlarıyla okunmasından geçer.
Namazların beş vakit oluşu
İslâm’ın beş temel esasından biri olan namaz, günün belli zaman dilimleri içerisinde yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Vakit, namazın şartlarından biri ve farz olmasının sebebidir. Kur’an’da, “ إن الصلاة كانت على المؤمنين كتابا موقوتا – Şüphesiz namaz vakitli olarak farz kılındı” (Nisa 4/104) buyurulmaktadır. Bu nedenle, namazların vakitlerinden önce kılınması caiz olmadığı gibi, vaktinden sonraya bırakılması da caiz değildir.
Kur’an-ı Kerim’de beş vakit namazdan söz edilmediği ileri sürülerek, günde beş vakit namazın farz olmadığı iddia edilemez. Belirtmek gerekir ki, sünnet olmaksızın Kur’an’ın doğru anlaşılması mümkün değildir. Kur’an’da namaz vakitlerinin tamamının başlangıç ve bitiş zamanları açıkça bildirilmediği gibi, nasıl kılınacağı da bildirilmemiştir. Namazın nasıl kılınacağı ve vakitleri Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir:
Cebrâil, Hz. Peygamber’e gelerek namazı bir defa ilk vakitlerinde, bir defa da son vakitlerinde kıldırarak namazın vakitlerini göstermiş (Müslim, Salât, 138); Hz. Peygamber de bunları ashabına bildirilmiştir (Müslim, Mesacid ve Mevâdiu’s-Salât, 138). Asr-ı saadetten günümüze kadar da, Hz. Peygamber’in gösterdiği gibi 5 vakit olarak kılınmıştır. Diğer taraftan, namazla ilgili Kur’an ayetleri bir bütün olarak ele alındığında, namazın beş vakit olduğu anlaşılabilir (bk. Bakara 2/238; İsra 17/78; Rum 30/17-18).
Kutuplar gibi vakitlerin teşekkül etmediği yerlerde namaz nasıl kılınır?
Vakit, namazın şartı ve sebebi olduğundan, namaz vakitlerinden biri veya ikisi oluşmayan bölgelerde bu namazların farz olmadığını ileri sürenler çıkabilir. Ancak alimler vaktin, namazın şartı, sebebi ve alameti olsa da, namazın asıl sebebi ilâhî hitaptır. Bütün Müslümanlar, bir günde yani 24 saatte 5 vakit namazla mükelleftir. Dünyada, bazı bölgelerde bazı vakitler tam olarak oluşmasa da, meselâ kutuplarda 6 ay gece, 6 ay gündüz olduğu söylense de, bir gün yine 24 saattir ve tarih değişimi de buna göre olmaktadır. Bu sebeple, bir bölgede herhangi bir namazın vakti gerçekleşmiyorsa veya tam olarak belirlenemiyorsa, takdir yapılarak namazlar kılınır. Hz. Peygamber, Deccal hadisi olarak bilinen hadislerinde, günlerin uzun olduğu kıyamet gününde namazların takdir edilerek kılınması gerektiğini belirtmişlerdir (Müslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşrâtu’s-Sâat, 20). Bu da göstermektedir ki, vakitlerin oluşmaması namaz kılmamak için bir gerekçe olarak kabul edilemez.
Namazlar cem’ edilmek (birleştirilmek) suretiyle kılınabilir mi?
Belirli şartları taşıyan her Müslüman’a günde beş vakit namaz farzdır. Her namaz kendi vakti içinde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de : “Namaz, müminler üzerine belli vakitlerde edâ edilmek üzere farz kılınmıştır” (Nisa 4/103) buyrulmaktadır. Bu itibarla normal şartlar içinde her namazın vaktinde kılınması gerekir. Ancak geçerli bir mazeretin olması durumunda cem‘ yapılabilir.
Cem‘, “İki namazı birleştirmek” anlamına gelen bir tâbir olup öğle ile ikindi namazlarının öğle veya ikinde vaktinde; akşam ile yatsı namazlarının akşam veya yatsı vaktinde birlikte kılınmasını ifâde eder.
Pek çok sahih hadis; özellikle seferî iken öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarının birleştirilerek kılınabileceğini öngörmektedir. İbn Abbâs, “Rasulullah (s.a.v) Tebûk seferinde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldı” demiştir. (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 51, 53) Başka bir hadiste de, Rasulullah’ın Medine’de (yolcu olmadığı), korku ve yağmur bulunmadığı halde öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kıldığını rivayet etmiştir (Müslim, Salâtü’l-Musafirîn, 54).
Bu itibarla, öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazları, alışkanlık haline getirilmemek ve geçerli bir mazerete dayanmak kaydıyla, hem takdim hem de tehir biçiminde (birini diğerinin vaktinde) cem edilerek bir arada kılınabilir.
Namazları birleştirerek kılacak kişi, bu namazları peş peşe ve sırasına göre kılar; iki farz arasındaki sünnetleri kılmaz.
Vaktinde kılınamayan namazlar kaza edilebilir mi?
Kur’an’da vaktinde kılınamayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamakla birlikte, Hz. Peygamber bizzat kendisi vaktinde kılamadığı namazları kaza etmiş ve ashabına da bunu tavsiye etmiştir: Peygamberimiz Hendek savaşı sırasında harbin şiddetlenmesi nedeniyle ikindi namazını kılamamışlar; bunun üzerine “Bizi ikindi namazından alıkoydular. Allâh onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun” demiş ve ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kaza etmiştir (Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salat, N. 627). Ayrıca Hayber Fethinden dönerken, bir yerde konakladıklarında gece uyuya kalmışlar ve vaktinde kılamadıkları sabah namazını güneş doğduktan sonra kaza etmişlerdir (Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salat, N. 680). Yine Peygamberimiz “Kim namazı unutursa veya uyuyup kalırsa hatırlayınca onu kılsın” buyurmuş ve “ekımi’s-salâte li zikrî” (Taha, 20/14) âyetini delil getirmiştir (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salati, No: 562; Müslim, Mesacid ve Mevadi’u’s-Salat, N. 680-684).
Unutma ve uyuma gibi bir mazeret olmaksızın terk edilen namazların kazası ile ilgili hadisin bulunmaması, bu namazların kazasının olmadığını göstermez. Zira, Hz. Peygamberin veya bir müminin prensipte bilerek farz namazları terk etmesi düşünülemez. Ancak Hz. Peygamberin bir mazerete binaen vaktinde kılınamayan namazları kaza etmesi ve bu yönde tavsiyede bulunması mazeretsiz olarak terk edilen namazların kaza edilebileceğinin de göstergesidir.
Yolculukta kılınamayan namazlar nasıl kaza edilir?
Namaz, kişinin zimmetine nasıl ve ne şekilde terettüp ederse, onu o şekliyle eda veya kaza edecektir. Yolculukta iken namazı kazaya kalan kişi, evine döndükten sonra da olsa, dört rekatlı olan farzları iki rekat olarak kaza eder. Mukim iken namazı kazaya kalan kişi de, yolculukta bu namazı tam olarak kaza eder.
Hangi vakitlerde kaza ve nafile kılınamaz?
Hiçbir namazın kılınamayacağı vakitler şunlardır:
a) Güneşin doğmaya başlamasından itibaren yaklaşık 45-50 dakika geçinceye kadar olan zaman içinde,
b) Öğle vakti girmesine yaklaşık 10 dakika kalmasından itibaren öğle vakti girinceye kadar olan süre içinde,
c) Güneşin batmasına 45-50 dakika kalmasından itibaren akşam namazı vakti girinceye kadar olan zaman içinde.
Ancak, güneşin batmasından önceki kerahat vaktinde, o günün ikindi namazının farzı kılınabilir. Ancak mazeretsiz olarak ikindi namazını bu vakte kadar geciktirmek mekruhtur.
Hangi vakitlerde nafile namaz kılınamaz?
Nafile namazın kılınamayacağı vakitler şunlardır:
a) İmsak vakti girdikten sonra, güneş doğuncaya kadar olan sürede (sabah namazının sünneti hariç),
b) İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar olan sürede,
c) Cem edilen namazlar arasında,
d) Farz namazının vaktinin daralması durumunda,
e) Farza durulmak üzere kamet getirilirken,
f) Cuma günü hatibin minbere çıkmasından sonra.
Kaza namazı borcu olan nafile kılabilir mi?
Kazaya kalmış namazların kazası ile meşgul olmak, nafile namaz kılmaktan önemli ve önceliklidir. Ancak vakit namazları ile birlikte kılınan düzenli nafileler (revatip sünnetler) ve teravih namazı imkânlar ölçüsünde kılınmalıdır. Hz. Peygamber bir hadislerinde, “Kulun kıyamet günü ilk hesaba çekileceği konu, farz namazlardır. Eğer bu tamamsa işi kolaylaşmıştır. Aksi halde, “bakın bakalım, nafileden, bir şeyi var mı?” denir. Nafile ile farz eksikleri tamamlanır..” buyurmuştur (Tirmzî, “Salât”,188; İbn Mâce, “İkame”, 202).
Bir namaz hem kaza hem sünnet niyeti ile kılınabilir mi?
Niyet namazın şartlarından biridir. Kişinin hangi namazı kıldığını bilmesi gerekir; hangi vaktin namazını kıldığını, farz, vacip veya nafile olduğunu, müstakil mi yoksa imama uyarak mı kıldığını niyetinde belirlemesi gerekir. Bu itibarla iki niyetle bir namaz kılınamaz.
Sünnet namazlar kaza edilir mi?
Kerahet vakti olmaması ve bir sonraki namazın vakti girmedikçe, beş vakit namazla birlikte kılınan sünnet namazlar kaza edilebilir. Müteakip vakit girdikten sonra sünnet namazlar kaza edilmez, yalnız farz namazlar kaza edilir.
Kısa kollu gömlek veya dar pantolonla namaz kılmanın hükmü nedir?
Kollar, erkeklerin namazda ve namaz dışında örtmeleri gereken uzuvlardan değildir. Dolayısıyla erkeklerin kısa kollu gömlekle namaz kılmalarında sakınca yoktur. Hareketleri engelleyecek şekilde dar pantolonla namaz kılmak ise, uygun değildir.
Kadınlar çorapsız ve başı açık namaz kılabilirler mi?
Buluğa ermiş müslüman bir hanımın namaz kılarken saçlarını ve diğer avret mahallini örtmesi gerektiği Hz. Aişe’den rivayet edilen bir hadis ile sabittir. Peygamberimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah buluğ çağına ulaşmış kadının başörtüsüz namazını kabul etmez.” (Hakim en-Neysabûrû, Müstedrek; I, 251. Ebu Dâvûd, Salat, 85. No: 641. I, 422. Tirmizî, Salat, 277. No: 377. II, 215. İbn Mâce, Tahâre, 132. NO: 655. I, 214. Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 150, 218, 259. İbn Huzeyme, hadisin sahih, Tirmizî, Hasen, Hakem ise Müslim’in şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir.) Ayrıca Peygamberimizin eşlerinin evlerinde baş örtüsü ile namaz kıldıklarını (Malik, Salat, 10. No: 35-36) ve Peygamberimizin başı açık namaz kılan genç kızlara müdahale ettiğini ve buluğa eren kadınların başlarını örterek namazlarını kılmaları gerektiğini bildiren hadisler mevcuttur. (Ahmed, VI, 96, 236, 238; Tirmizî, Salat, 84. No: 640. I, 420; Ebu Davud, Salat, 85. No: 642. I, 422) Peygamber zamanından günümüze kadar ki uygulama da böyledir. Bu konuda İslam toplumunun orta görüşü hasıl olmuştur.
Buna mukabil, kadınların el, yüz ve ayakları avret mahalli olmadığından, çorapsız namaz kılabilirler.
Dar veya içini gösteren elbiselerle namaz kılınabilir mi?
Kadınların el, yüz ve ayakları dışında kalan bütün bedeni, erkeklerin ise göbek ile diz kapağı arası avret mahallidir. Buraların, namazda ve namaz dışında yabancılara karşı örtülmesi ve giyilen elbisenin vücut hatlarını belli edecek şekilde dar, tenini gösterecek şekilde ince olmaması gerekir.
İş elbisesi ve pijama ile namaz kılınabilir mı?
Namazın şartlarından birisi de necasetten (pislikten) taharettir. Namaz kılacak kişinin elbisesinde, bedeninde ve namaz kılacağı yerde, kan, idrar, şarap, dışkı gibi namaza mani necasetler bulunmamalıdır. Tesettüre uymak ve temiz olmak şartı ile iş elbisesi ve pijama ile namaz kılınabilir.
Bu itibarla, işin cinsine göre iş elbisesinde bulunan badana, boya, madenî yağlar, pas ve benzeri kirler namazın sıhhatine manî değildir. Ancak kişi, camiye veya mescide gidecekse temiz elbise giymesi Kur’an-ı Kerim’in emridir. Örf, adet ve medeniyet gereği olarak camiye veya cemaate giden kimsenin en güzel elbiselerini giymesi cemaate saygının bir gereğidir. Gerek evde, gerek diğer yerlerde tek başına da olsa namazların temiz ve güzel bir kıyafetle kılınması, şüphesiz daha iyidir.
Namaz kılarken kıbleye yönelmenin hükmü nedir?
Namaz kılarken Kıbleye yönelmek namazın farzlarındandır. Müslümanların kıblesi ise, Kâbe’dir. Kâbe’yi görenlerin bizzat kendisine, görmeyenlerin ise o cihete yönelerek namazlarını kılmaları gerekir. Bu husus Kur’an-Kerim’de şöyle belirtilmektedir: “(Ey Muhammed! Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.(Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun (namazda) hep o yöne dönün.” (Bakara, 2/144).
Uzaklardan Kabe’ye yöneliş, ancak takribi olarak gerçekleşebilir. Bu yönelişte esas olan, namaz kılanın cephesini Kabe istikametinden tamamen çevirmemesidir.
Yalnız yüzün kıbleden çevrilmesi ise mekruh olmakla birlikte namazı bozmaz. Bununla birlikte namaz kılanın, gücü yettiği kadar Kıble’ye doğru bir şekilde yönelmeye çalışması dini bir görevdir.
İşyerinde namaz kılmak için izin verilmiyorsa memur ne yapmalıdır?
Müslüman bir memurun ve işçinin, çalıştığı yerde namaz kılması için iş disiplini ve düzeni açısından işverenin veya amirlerin iznini alması uygun olur. Yine aynı şekilde işverenin veya işyerinde sorumluluk alan kimsenin, namaz kılmak isteyen memurlarına ve işçilerine, günlük dini görevi olan namazlarını kılabilme imkanını sağlaması gerekir. Şayet sağlamıyorlarsa kendi imkanları ölçüsünde kılabiliyorlarsa en azından farzlarını kılarlar. Bu da mümkün olmazsa namazlarını cem veya kaza ederler.
Ancak işçinin ve memurun namazı bahane ederek mesaisini suiistimal etmemesi gerekir.
Namazda,dudaklar hiç kıpırdatılmadan yapılan kıraat ile kıraat şartı gerçekleşmiş olur mu?
Fatiha ve diğer sureleri, namazda dili kıpırdatmaksızın ve ses çıkartmaksızın zihinden tekrarlama okuma (kıraat) sayılmaz, yani böyle yapmakla namazın rüknü olan kıraat yerine getirilmiş olmaz. Kişinin kendi duyabileceği bir sesle, fısıldar gibi, harfleri yerlerinden çıkartarak ve eğer yanında başkaları varsa onları namazda rahatsız etmeyecek bir şekilde okuması gerekir.
Sağır ve dilsizler nasıl namaz kılarlar?
Dilsiz ve sağırlar, ibadetlerle mükellef olma açısından diğer Müslümanlar gibidir. Dolayısıyla namaz kılmakla, oruç tutmakla ve diğer ibadetlerle yükümlüdürler. Namazın farzlarından olan iftitah tekbiri ve kıraattin normalde telaffuz edilmesi gerekir. Ancak sağır ve dilsizlerin, tekbir ve kıraati kalplerinden geçirmeleri yeterlidir.
İma ile namaz
İslâm dini kolaylık üzerine bina edilmiştir. Ayrıca sorumluluklar ve kulluk da kulun gücüne göredir. Bu nedenle hastalık, hafifletme ve kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Buna göre, ayakta namaz kılmaya gücü yetmeyen veya ayakta durmakta zorlanan kimse oturarak namazını kılabilir. Rükû veya secde etmeye gücü yetemeyen kimse ima ile namazı kılar.
İmâ, namazda rükû ve secde yerine başla işaret etmektir. Bu şekilde namaz kılan kişi rükû için başı biraz eğer, secde için ise rükûdan biraz daha fazla eğer. Secdede başını yere koyamayan kimsenin, bir şeyi başına kaldırarak ona secde etmesi caiz değildir. Böyle kişi imâ ile namaz kılar. Oturarak namaz kılamayan, sırt üstü yattığı yerde imâ eder. Bir kişi ayakta durmaya gücü yettiği halde, rüku ve secdeye gücü yetmiyorsa, ayakta veya oturarak imâ edebilir; ancak oturarak imâ etmesi daha uygundur. Kaş veya göz ile ima ederek namaz kılınmaz. Başı ile ima etmeye gücü yetmeyen kimsenin namaz kılması gerekmez.
Namaz kılarken rekatlarda tereddüt eden kimse ne yapmalıdır?
Yapılan ibadet ve amellerin her türlü şüpheden uzak olması gerekir. Şüphe ve tereddütler amelin değerini düşürür ve kararsızlıklar meydana gelir. Bu yüzden dört rekatlı bir namazı üç rek’at mı, yoksa dört rek’at mı kıldığında ilk defa şüphe eden kimsenin bu namazı yeniden kılması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Sizden biri namazında kaç rek’at kıldığı hususunda şüpheye düşerse namazı yeniden kılsın” (Zeylâî, Nasbu’r-Râye, II, 173).
Namazda şüphelenip kaç rek’at kıldığı hususunda kesin bir kanaate varamayan kimse en az rek’atı esas alarak namazına devam eder. Çünkü en azı hakkındaki bilgi kesindir. Hz. Peygamber, “Sizden biri namazında şüphe ederse, üç mü dört mü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve en az rek’âtı esas alarak namazına devam etsin” buyurmuştur (Nesâî, “Sehv”, 24; İbn Mâce, “İkâme”, 132.). Buna göre dört rekatlı bir namaza başlayan kimse, kıldığı rekatın birinci rekat mı ikinci rekat mı olduğunda kuşkuya düşüp, bir tarafı tercih edemezse, kendisini bir rekat kılmış sayar ve birinci sayılan rekatın ikinci; üçüncü sayılan rekatın da dördüncü rekat olma ihtimali bulunduğu için, her bir rekatın sonunda ihtiyaten teşehhüt miktarı oturur, böylece dört oturuş yapmış olur ve sonunda sehiv secdesi yaparak namazını tamamlar.
İmamdan farklı bir mekanda, hoparlör bağlantısıyla imama uyulabilir mi ?
İmam ile imama uyanların namaz kıldıkları yerin bir olması gerekir. İmamın sesini işiterek veya kendisini görerek namazdaki hareketlerini anlarlarsa, imama uymak sahih olur. İmamı görmeyen ve sesini de duymayan kişi, cemaatten bazılarını görmesi veya cemaatten tekbir getiren kişinin tekbirini duyması halinde imama uyabilir. İmam ile imama uyanların namaz kıldıkları yerin hakikaten veya hükmen bir olması gerekir. Bu itibarla, ses bağlantısı olmak kaydıyla, cami olarak kullanılan binanın farklı kat ve bölümlerinde, imama uyarak namaz kılınabilir.
Seferi olan kişi imamlık yapabilir mi?
Seferi olan bir kişi, hem seferî, hem de mukim olan cemaate imamlık yapabilir. Seferi olan kişi, dört rekatlık farz namazlarda imamlık yaptığında, karışıklığa sebep olmamak için, seferî olduğunu, namazı iki rekat olarak kılacağını, mukim olan cemaatin namazlarını 4’e tamamlaması gerektiğini hatırlatması uygun olur.
Kadının imamlık yapması?
Kadınların namazda imamlık yapması, bir kadının diğer kadınlara imamlığı ve kadın-erkek karışık cemaate veya sadece erkeklere imamlığı olarak iki kısma ayrılır.
Kadının diğer kadınlara imamlığı konusunda, Hz. Peygamber (s.a.)’in hanımlarından Ümmü Seleme ve Hz. Aişe’nin kadınlara imam olarak namaz kıldırdıklarına, bu durumda öne geçmeyip ilk safın ortasında durduklarına ait ilk devir hadis kaynaklarında bilgiler vardır. Kadınların günlük beş vakit namazda olduğu gibi, teravih namazında da diğer kadınlara imamlık yapmaları İs1am fakihleri tarafından caiz görülmüştür .
Bir kadının, erkeklere veya kadın-erkek karışık cemaate imamlık yapması ise, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i, Ebû Dâvûd’un Sünen’i, İbn Hüzeyme’nin Sahih’i, Beyhakî’nin Sünen-i Kebîr’i ve Hakim’in Müstedrek’i gibi pek çok kaynakta yer alan bir rivayete göre, Hz. Peygamber, istisnâî olarak Ümmü Varaka isimli bir hanıma, biri erkek diğeri kadın iki köleden oluşan kendi ev halkına imamlık yapması için izin vermiştir. Bu rivayete dayanarak, Ahmed b. Hanbel, Ebû Sevr, Müzenî, Taberî, İbn Teymiyye gibi alimler, kadının zaruret halinde erkeklere de imamlık yapabileceğini söylemişlerdir. Ebû Hanife, Şafiî gibi müçtehitler ile, fakihlerin çoğunluğu ise, kadının erkeklere imamlığını caiz görmemişlerdir.
Büyük günah işleyen kişi imamlık yapabilir mi?
İmamlık yapacak kişinin, ibadet ehliyetine sahip olması gerekir. Cemaatle kılınan namazlarda, imamın namazı sahih olduğunda, cemaatin namazı da sahih olur.
Büyük günah işleyen kişinin arkasında kılınan namaz sahihtir (Ebû Davud, “ Salât” 63, Şevkani, Neylü’l-Evtar, III, 184-185.). Ancak imam olan kişinin, dindar, günah işlemekten sakınan, cemaat tarafından sevilen, güzel ahlaklı biri olması uygundur.
Mezhep farklılığı namazda iktidaya engel midir?
Mezheb farklılığı namazda iktidaya (imama uymaya) engel değildir; bir kimse başka mezhepten birine uyabilir. Onun kendi mezhebindeki şartlara aykırı bir davranış içinde bulunup bulunmadığını araştırması gerekmez. İmamın namazı kendi mezhebine göre sahih olduğunda, cemaatin namazı da sahih olur.
Kadınların erkeklerle aynı safta namaz kılmasının hükmü nedir?
İster cuma, ister bayram, ister cenaze, hangi namaz olursa olsun, kadınlar erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı, uygun bir yerde namaza durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiş; “Namazda erkek saflarının en faziletlisi en önde olanı, fazileti en az olanı ise en arkada bulunanıdır. Kadın safların en faziletlisi ise en arkada kalanı, en az faziletlisi ise en önde olanıdır.” (Müslim, “Salat” , 132; Ebu Dâvud, “Salat”, 97. Tirmizi, “Mevakıt”, 52; Nesai, “İmame”, 32; İbn Mace, “İkame”, 52) buyurmuştur.
Bu şekildeki uygulama, kadınların ikinci sınıf konuma indirgenmesi anlamına olmayıp, herkesin anlayabileceği tabii, fıtri bir takım sebepler yüzünden, hem kadınların hem de erkek cemaatin daha huşu ve sükûn içerisinde namaz kılmaları içindir.
Cemaatle namazdan sonra topluca tespih çekmek bid’at midir?
Namazlardan sonra bilinen şekliyle tesbihat ve zikirleri çekmek, sahih hadislerle tavsiye edilmiştir. Bu tesbihat topluca çekilebileceği gibi, münferit olarak camide veya cami dışında çekilebilir. Bu nedenle, cemaatle namazdan sonra topluca tespih çekilmesi bid’at sayılmaz.
CUMA NAMAZI
Cuma namazı kaç rekattır?
Cuma namazının farzı iki rekattır. Kişinin esas sorumlu olduğu bu iki rekat farzdır. Bunun yanında farzdan önce dört rekat, farzdan sonra dört rekat olmak üzere sekiz rekat da sünneti vardır.
Kimler Cuma namazı kılmakla mükelleftir?
Cuma namazı, kadın, hasta, yolcu, hürriyeti kısıtlı ve cemaate katılamayacak derecede mazereti olanlara farz değildir. Bununla birlikte kılmaları halinde namazları geçerli olup, ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez.
Dinimize göre hasta ve yolcu olanlarla, stratejik önemi haiz yerlerde hizmet verenler hariç, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş her Müslüman erkeğe Cuma namazı kılmak farzdır.
Cuma günü ve Cuma vakti çalışılır mı?
Kur’an-ı Kerim Cum’a Suresi’nin konu ile ilgili 9 uncu âyetinde “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır” buyurulmaktadır. Buna göre Cuma namazı kılmakla yükümlü olan kişilerin Cuma vaktinde alışveriş yapmaları ve çalışmaları caiz değildir. Ancak, Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan kişilerin alış-veriş yapmasında ve çalışmasında dinen bir sakınca yoktur
Cuma saatinde, Cuma namazı ile yükümlü olanların alışveriş yapması caiz olmamakla birlikte bu tür akitlerden elde edilen kazanç helaldir.
Cuma namazı kılmakla dînen yükümlü olan satıcının iş yerinde Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan birisini istihdam etmek suretiyle iş akışının devamını sağlamasında dinî açıdan bir sakınca yoktur.
İşyerlerindeki mescitlerde Cuma namazı kılınabilir mi?
Yetkili mercilerden izin alınmak kaydıyla, iş yerlerindeki mescitlerde Cuma namazı kılınabilir.
Zuhr-i âhir namazı ve hükmü?
Zuhr-i âhir namazı, son öğle namazı anlamına gelir. Bu namaz, bir kısım İslâm bilginleri tarafından, Cuma namazının sahih olmaması ihtimaline binaen, ihtiyaten kılınması öngörülen o günkü öğle namazıdır.
Sıhhat şartlarındaki ihtilaf sebebiyle Cuma namazının geçerli olmaması ihtimalinden hareketle zuhr-i ahir namazının kılınmasının gerektiğini ileri sürenler olduğu gibi, buna karşı çıkanlar da olmuştur.
Zühr-i Ahir Namazının Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zühr-i ahir namazının gerektiğini ileri sürenlerin hareket noktası, bir yerleşim biriminde birden fazla camide Cuma namazının sahih olmaması ihtimalidir. Bunlara göre, bir ihtiyaç bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde Cuma namazı kılınır. İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur, diğerlerininki olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir. Hangisinin önce kılındığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür. Bunu da, Cuma namazının toplanmak ve hutbe için meşru kılındığı gerekçesine ve Hz. Peygamber ve hulefa-i raşidîn döneminde tek bir yerde Cuma kılındığına dayandırmaktadırlar (Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc, I/544; Nevevî, el-Mecmû’, IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, Muğnî, III/212; Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).
Zühr-i Ahirin Kılınmaması Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zuhr-i Ahirin kılınmasına karşı çıkanlar, şüpheyle yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, bu namazın kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, “belki Cuma namazı sahih olmamıştır” şüphesiyle zuhr-i ahir kılmak, Cuma namazını ifsat eder. Ayrıca zuhr-i ahir kılınması gerektiği ileri sürmek, halkın gözünde, Cuma namazının farz olmayıp, öğlenin farz olduğunu ya da bir vakitte ikisinin de farz olduğu zannını uyandırır. İbn Nüceym, Alaü’d-din Haskefî, İbn Abidîn, Cemaleddin el-Kasimî, Mehmet Zihni Efendi gibi bilginler bu görüştedirler (İbn Nüceym, Bahru’r-Rayik, II/154-155; İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, I/536, 541; Cemalettin el-Kasımî, Islahu’l-Mesâcid, s.50; Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, 439-440).
Bir kısım alimler ise, daha da ileri giderek, Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîn döneminde böyle bir namaz bulunmadığından hareketle, zühr-i ahir kılmayı bidat kabul etmişlerdir (Azim Abâdî, Avnü’l-Ma’bûd, III/397,406; Reşid Rıza, Fetâvâ, I/199-200,301-305; III/941; IV/1551, 1591; VI/2521).
Zühr-i ahirle ilgili olarak tarafların ileri sürdükleri görüşlerin delilleri göz önünde bulundurulduğunda, bu namazı kılmanın gerekli olmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Hz. Peygamber’in zamanında Cuma namazının sadece bir yerde kılınmış olması, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınamayacağı anlamına gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu değildi. Ayrıca yeni inen ayetleri Hz. Peygamber’in ağzından işitme iştiyakı içinde bulunan sahabenin, başka bir yerde Cuma namazı kılmalarını düşünmek mümkün değildir.
Bir yerde Cuma namazı kılınmaması sebebiyle Cumanın sahih olmayacağını söyleyen müçtehitlerin tamamı, ihtiyaç halinde birden fazla yerde cumanın kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Öyle ki, İmam Şafiî Bağdat’a gittiğinde birden fazla yerde Cuma namazı kılındığını gördüğü halde, buna karşı çıkmamıştır (Nevevî, Mecmû, IV/452; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/544). Günümüzde ise, bir yerleşim biriminde tek camide Cuma namazı kılınması mümkün olmadığından birden fazla yerde Cuma namazı kılınması kaçınılmaz olmuştur.
Zühr-i ahir namazının ihtiyat sebebiyle kılındığını ileri sürülmek, sağlam bir temele dayanmamaktadır. Zira, ihtiyat iki delilden kuvvetli olanı tercih etmektir. Halbuki, Cuma namazının farz olduğunu ifade eden ayet ve hadislere karşı, birden fazla yerde kılınmasının caiz olmayacağı konusunda bir delil bulunmamaktadır. Bir yerde kılınması şartını ileri sürenlerin, ihtiyaç bulunduğunda kılınabileceğini belirtmeleri de bunu göstermektedir. Kaldı ki Kur’an-ı Kerim’de, “Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara 2/286); “Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.” (Hac 22/78) buyrulmaktadır.
Diğer taraftan ihtiyat, bir faydaya mebni olmalıdır. Oysa, zuhr-i ahirin kılınması gerektiğini söylemek, insanların Cuma’dan sonra kılınacak sünneti terk etmelerine sebep olmaktadır. Farzdan sonra sünnet namazdan başka bir namaz olmadığı anlatılır ve uygulama da buna göre olursa, bu sünneti yerine getirenlerin sayısı artacaktır. Asıl ihtiyat, Allâh ve Rasulü Müslüman’ları ne ile sorumlu kılmış ise onları yerine getirmek, buna bir şeyi ilave etmemektir.
Cuma namazını terk etmenin hükmü nedir?
Özürsüz olarak Cuma namazını terk eden bir Müslüman büyük günah işlemiş olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, özürsüz olarak üç cumayı terk eden kimsenin kalbinin mühürleneceği ifade edilmektedir. Bu itibarla geçerli bir mazeret olmadıkça Cuma namazının terk edilmemesi gerekir.
11-10-09
Arabaya Binerken Okunacak Dua
——————————————————————————–
“Bismillahi, sübhanellezi sahhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehu mukrinin ve inna ilâ Rabbinâ lemünkalibün.”
(Allah’ın adıyla. Bunu bize musahhar kılan Allah tamamiyle münezzehdir, yoksa onu zaptedemezdik. biz herhalde Rabbimize döneceğiz.) (11)
Bu dua arabalara binerken okunur. Tamamiyle Hakkın iradesine teslim olunduğunu ve O’ndan başka sığınalacak hiçbir varlığın bulunmadığını belirtmek için okunur. Zira Resulullah (s.a.v) Efendimiz her ne zaman deveye binse bu duayı okurlardı.
——————————————————————————–
Belli Bir Saatte Uyanmak İçin
——————————————————————————–
Belirli bir saatte uyanmak isteyen kimse,
Kevser sûresini üç defa ve Allah’a güvenle okuyup yatarsa, istediği saatte uyanır.
Bir Yeriniz Ağrıdığı Zaman
——————————————————————————–
Tirmizi’nin Enes b.Malik’ten rivayet ettiğine göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
Bir yerin ağrıdığı zaman elini, ağrının olduğu yere koy ve şunu tekrarla:
“Bismillahi e’uzu bi’izzetillahi ve kudratihi min şerri mâ ecidü min veca’i hâzâ” (3)
——————————————————————————–
Boş Malayani Konuşulan Meclislerde
——————————————————————————–
Kim, malayani konuşmaların çok oldugu bir yere oturur da, oradan kalkmazdan once şu duayı okursa bu yerde oturmaktan hasıl olan günahından arınmış olur.
“Allahım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diliyorum, Sana tevbe ediyorum.”. (10)
——————————————————————————–
Çocuk Düşmemesi İçin
——————————————————————————–
Karısı hamile olup da erken doğum, çocuğun düşmesi veya geç doğması gibi korkular ve tehlikeler karşısında kalan bir kimse, parmağını hamile olan karısının karnına sürüp:
“Ya Mübdi” ismini 99 kere okursa Hak sübhanehu ve teala hazretleri o hamile kadını bu tehlikelerden saklar. (7)
——————————————————————————–
Çocuğun Huyunun güzelleşmesi
——————————————————————————–
Kötü huylu çocuğu olan bir kimse:
“Ya Mukît” ismini 7 kere bir boş kaba okusa ve o kabı su ile doldurup o kötü huylu çocuğuna içirse Allah’ın izniyle o çocuğun huyu güzelleşir. (7)
——————————————————————————–
Çocuğun İtaatkar Olması İçin
——————————————————————————–
Eğer, bir kimsenin oğlu kendine itaat etmezse şehadet parmağını onun eli üzerine koyarak “Yâ Şehîd” dese Allah’ın izniyle itaatkâr olur.(7)
——————————————————————————–
Çocuk Olması
——————————————————————————–
Çocuğu olmayan bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde “Yâ Musavvir, Ya Bari, Ya Halık” isimlerini su üzerine 21 kere okuyup üfürse ve o sudan iftar eylese Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan eder.” (7)
Aşağıdaki ayetler dua makamında okundukları vakit, çocuk istemeye ve hayırlı bir mirasçı dilemeye yaramaktadır. Çünkü Zekeriya aleyhisselam Rabbine böyle dua eylemiştir. Bu bakımdan bizlerin de bu çeşit sıkıntısı olduğu zaman bu ayetlerle dua etmemiz menfaatımız icabıdır. (11)
“Fe hebli min ledünke veliyya”
“Binnaenaleyh, bana tarafından bir veli oğul ihsan et”
(Meryem, 5)
“Yerisüni ve yerisü min âli Yâkûb.”
“Ki bana da mirasçı olsun, Yâkub hanedanına mirasçı olsun” (Meryem, 6)
“Yühricüküm tıflen sümme li tebluğû eşüddeküm”
“Sonra bebek olarak çıkarmakta, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz için”
Mümin, 67
——————————————————————————–
Duanın Kabulü
——————————————————————————–
Büyük zatlar, bir kimse dua ettiği zaman 7 kere “Yâ Vehhâb” dese o kimsenin duasını Allah teala kabul eder, demişlerdir. (7)
——————————————————————————–
Evden Çıkarken Okunacak Dua
——————————————————————————–
“Bismillahi tevekkeltü alallah, velâ havle velâ kuvvete illâ billah.”
(Allah’ım ismiyle, Allah’a tevekkül ettim. Kuvvet ve ibadet ve taat yapmak ancak Allah’ın yardımıyladır.)
——————————————————————————–
Ezandan Sonra Okunmasını Tavsiye Ettikleri
——————————————————————————–
“Allahumme rabbe hâzihî’d-dav’veti’t-tâmmeh ve’s-salâti’l kâimeh, âti Muhammeden’il vesîlete ve’l-fadîlete ve’d-derecete’l-vâsiate ve’b'ashu mekamen Mahmûden ellezi veadteh. (6)
“Ey bu tam davetin sahibi ve kılınacak namazın Rabbi, Muhammed Aleyhisselâm’a vesile ve fazileti ver. O’nu kendisine vaadettiğin Makam-ı Mahmud’a eriştir.”
İşinde sebat eden, nimetine şükreden, ibâdetini güzel yapan, doğru konuşanlardan eyle! Sıhhat, afiyet ve güzel ahlâk ver! Kaza ve kaderine rıza gösterenlerden eyle!
——————————————————————————–
Hafızayı Kuvvetlendirmek İçin
——————————————————————————–
“Allahummerzukna hıfzal mürseliyn ve ilhamel enbiyai ve fehmel evliyai bikeramike ya ekremel ekramiyn vebirahmetike ya erhamerrahimiyn.”
Seher vaktinde 70 kere 1 ay okumaya devam edilirse Allah’ın izniyle devam edenin hafızası kuvvetli olur.
——————————————————————————–
Hastalığın Allah’ın izniyle sıhhate dönüşmesi
——————————————————————————–
Hz.Hızır aleyhisselamdan nakledildiğine göre bir kimse bir hastanın hatırını sormaya gittiğinde şifa niyetine:
112 kere “Allahümme ente’l-melikü’l-hakku’llezi lâ ilâhe illâ ente yâ Allah ve Selâmü ya Kâfi”
3 kere de “Yâ Şifae’l Kulûb” dese o hastanın hastalığı Allah’ın izniyle sıhhate dönüşür.
“Yâ Selâm” Her kim bu ismi 161 kere hasta üzerine okusa o hasta sihhat bulur. (7)
——————————————————————————–
İhtiyacın karşılanması sıkıntının giderilmesi
——————————————————————————–
Bir şey isteyen, düşman elinde bağlı kalan, rızkında darlık olan, ticaretinde ve kazancında çokluk ve kârlıllık olmayan veya seyrü sülûkünde her hangi bir fethi olmayan kimse üç gece veya yedi gece boyunca gece yarısı abdest alıp ve iki rekat namaz kılıp başını açarak ellerini havaya kaldırarak “Yâ Vehhâb” dedikten sonra ihtiyacını Cenab-ı Hakk’a arzetse Allahü teala onun ihtiyacını karşılar, sıkıntısını giderir.
Bir kimse perşembe günü duha namazını kıldıktan sonra hiç kimse ile görüşmeden, konuşmadan “Yâ Semi” ismini 100 kere okuyup Allahü teala hazretlerine hacetini arzeylerse Hak teala onun ihtiyacını giderir.
Hali değişen, fakir, garip, kimsesiz, hasta olan bir kimse abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra “Yâ Lâtif” ismini 100 kere okuyup Allah’tan hacet dilerse, ihtiyacının giderilmesini isterse Allah’da onun ihtiyacını giderir. (7)
——————————————————————————–
İki kişi arasındaki bir ihtilafın kaldırılması
——————————————————————————–
Bir yemek üzerine “Yâ Vedûd” ismini 1000 kere okuyup sonra o yemeği o muhalefet eden kimseye verirse ve yedirirse aradaki anlaşmazlık ortadan kalkar.(7)
——————————————————————————–
Kaybettiği bir şeyi bulmak
——————————————————————————–
Bir kimse bir şeyi kaybetse, bir parça kağıt üzerine “Ya Hakk” lafzını yazsa ve geceleyin o kağıdı eli üzerine koyup gökyüzüne baksa o zayi eylediği şeyi Allah’ın izniyle bulur.(7)
——————————————————————————–
Kişinin Yaptığı Dualar İçerisinde En Hayırlısı
——————————————————————————–
“Allahümme innî es’eluke’l mu’âfâte fid dünya ve’l âhireti
(Ey Allah’ım! Senden dünya ve ahirette afiyet istiyorum.” (3) Kulağıma, gözüme sıhhat ver! Küfürden, fakirlik ve kabir azabından, zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.
——————————————————————————–
Kişinin Kendi Ölümü İçin Yapacağı Dua
“Allahumme ahyini mâkânetil hayatü hayran li ve teveffeni iza kânetil vefatü hayren li.”
(Allah’ım, yaşamam hayırlı olduğu ana kadar beni yaşat, ölüm hayırlı olduğu anda da beni öldür.)
——————————————————————————–
Kur’ân-ı Kerîmi Bitirdiği Zaman
——————————————————————————–
“Allahım! Kur’ân-ı kerîm hürmetine bana rahmet eyle, Kur’ânı bana îmân, nûr, hidâyet ve rahmet kıl, Allahım Kur’ân-ı kerîmden unuttuğum oldu ise bana hatırlat, anlamadığım olduğu ise bana anlat, gece ve gündüzde Kur’ân okumayı bana nasib et, Kur’ân-ı kerîmi lehimde hüccet kıl. Ey âlemlerin Rabbi.”
——————————————————————————–
Mubin Duası
——————————————————————————–
Mühim işlerin kolaylıkla halledilmesi için Yâsin Suresi arka arkaya dört defa okunmalıdır. Yalnız her “mübîn” ayeti okununca yedişer defa “Mubîn” duası okunmalı. (9)
——————————————————————————–
Servet İsteme Duası
——————————————————————————–
“Allahumme inna nes’elüke-lhüdâ vettukâ vel-afafe vel-ğına”
(Allah’ım, Senden hidayet, takva, iffet ve helal yoldan servet isterim.) (11)
——————————————————————————–
Sütü az olan kadın
——————————————————————————–
Bir kimse “Yâ Metîn” ismini bir yemek üzerine yazsa ve sütü az olan kadına yedirse sütü çok olur. (7)
——————————————————————————–
Tuvalete Girerken Okudukları Dua
——————————————————————————–
“Bismillâh. Allahümme innî eûzü bike mine’l-hubsi ve’l-habâis.
(Bismillâh. Allah’ım, hususi ve umumi bütün kötülükleri bünyesinde toplayan habislerden sana sığınırım.)
——————————————————————————–
Tuvaletten Çıkarken Okudukları Dua
——————————————————————————–
“Elhamdü lillâhillezî ezhebe anni’l-ezâ ve âfânî…”
(Bana rahatsızlık veren şeyleri giderip, sıhhat ve afiyet hibe eden Allah’a hamd olsun.)
——————————————————————————–
Üzüntü ve Tasa Halinde
——————————————————————————–
“Ya Hayyu ya Kayyum, birahmetike estagisu.
(Ey diri olan, ey Kayyum olan Rabbim rahmetin adina yardimını talep ediyorum.” (8)
——————————————————————————–
Vesveseyi Önleme Duası
——————————————————————————–
“Amentü billahi ve rusulihi, Allahu ahadün, Allahussamedü, lem yelid velem yuled, velem yekün lehu küfüven ahad.” (11)
(Allah’a ve O’nun bütün peygamberlerine inandım. Allah birdir. Yemez, içmez, hiçbir şeye muhtaç değildir. Doğurmadı ve doğrulmadı. O’na hiçbir şey denk olamadı.)
——————————————————————————–
Uyuyamayan Kimsenin Okuyacağı Dua
——————————————————————————–
“Allahumme ğarati’n-nücûmü ve hedeetil uyûnu, ve ente Hayyün Kayyûmün lâ-te’hüzüke sinetün ve lâ nevmün, yâ Hayyü yâ Kayyûmü ehdi leyli ve enim ayni.” (11)
(Allah’ım, yıldızlar söndü, gözler kapandı. Sen ise hayat sahibi, daima duran ve tutansın. Seni ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Ey Hay olan Allah’ım, Kayyûm olan Allah’ım, gecemi rahat kıl gözlerimi kapatıver.)
——————————————————————————–
Yatağa Girerken Okudukları Dua
——————————————————————————–
“Allahümme, kınî azâbeke yevme teb’asu ev tecme’u ibâdeke
(Allahım! Kullarını yeniden dirilttiğin veya topladığın gün beni azabından koru.)” (2)
——————————————————————————–
Yemeğe Başlarken Okunacak Dua
——————————————————————————–
“Allahume bârik lenâ fima razaktenâ ve kınâ azâbennar, Bismillah”
(Allah’ım; rızık olarak bize verdiğini bereketlendir, bizi ateş azabından muhafaza eyle. Allah’ın ismiyle başlıyorum.) (11)
——————————————————————————–
Yemek Yendiğinde Okunacak Dua
——————————————————————————–
“Elhamdü lillahillezi at’ameni hâzâ ve rezekanihi min ğayri havlin minni vela kuvetin.”
(Benim hiçbir kuvvetim yok iken bana bu yemeği ihsan eden ve onu bana rızık yapan Allah’a hamdederim.” (11)
Birlikte yemek yiyenlerin yapacağı dua:
“Elhamdü lillahillezi at’amena ve sekâna ve ca’alena minel muslimine”
(Bizler yediren, içiren ve bizi müsllümanlardan yapan Allah’a hamdederiz.) (11)
——————————————————————————–
Zalimden Korkar İsen
——————————————————————————–
Yâ ilâhe, Cebrâîle ve İsrâfîle ve Mikâîle ve Azrâîle ve yâ ilâhe İbrâhîme ve İsmâîle ve İshaka ve münzelit Tevrâti vel İncîli vez Zebûri vel Fürkân, Kün lî, câren min fülanibni Fülân, min kezâ ve kezâ
——————————————————————————–
Zor bir işle karşılaşan
——————————————————————————–
“Yâ Bedi” ismini “Yâ bedîü’s-semâvati ve’l-arz” şeklinde okusa Allahü teala hazretleri onun o zor işini halleder.
Bir kimsenin önemli ve mühim bir işi olursa onun hallini bilemezse akşam ve yatsı namazı arasında “Yâ Reşîd” ismini 1000 kere okursa o işinin görülmesi kendisine kolay ve onun içi aydınlık olur. (7)